Ulrich Bröckling
Disiplin – Askeri İtaat Üretmenin Sosyolojisi ve Tarihi
(Disziplin – Soziologie und Geschichte militarischer Gehorsamsproduktion)
Ayrıntı Yayınları
En azından günümüzde, doğrudan askeri kullanıma elverişli yeteneklerden çok, Elias Canetti’nin [Elias Canetti: Masse und Macht, Kitle ve İktidar] “bilinçli emir bekleme durumu”nun sürekli hali dediği temel davranış disiplinini kazandıran o kaçınılmaz askeri eğitim de bu amaca yöneliktir.
Savaşmak, savaşı sevk ve idare etmek isteyenler, ister ulusun, ister bir dinin, isterse de etnik köken mitlerinin simgeselliğinde “hayali bir cemaat” [Benedickt Anderson: Imagined Communities, Reflections on the Origins and Spread of Nationalism] kurmadan bu işin altından kalkamazlar.
Askerlerin bir vatana ihtiyaçları vardır; ama aynı zamanda da bir düşmana.
Bu nedenle de zihinsel ve manevi seferberlik; bir tehdit ediliyor olma duygusu yaratma ve kin ile nefreti, dış ya da iç düşman olarak teşhis edilenlerin üzerine yönlendirme anlamına da gelir.
Savaş durumlarında kendi başına buyruk kararlarla gerçekleştirilen hunharlıklar ve şiddet uygulamaları, zorbalık ve yağmalar, üstler tarafından zaman zaman savaşta görev almış olmanın getirdiği tehlike ve zorlukların bir telafisi, bir tür tazminat olarak görülüp bunlara ses çıkarılmadığı gibi, düşmanın sivil halkının terörize edilmesi amacıyla bizzat kışkırtsalar bile, bu tür taşkınlıklar askeri disiplin bakımından da sürekli bir tehdit anlamına gelir; çünkü bu “çığırından çıkmış şiddet”i askerin ne zaman kendi subaylarına yönelteceği hiç bilinmez.
Machiavelli 1513 yılında yazdığı Prens adlı kitabında şunu belirtmiştir; “Osmanlı Sultanı’nın güvencesi 12 bin yaya ve 15 bin süvariye dayanmaktadır” [Niccolo Machiavelli: Der Fürst, Prens]
“Sezgilerime göre bu işte bir sorun var: Askerlikte, en kusursuz düzene ulaştığımız bu kurumda nasıl oluyor da her an can vermeye hazır olmak zorunda oluşumuzu normal karşılıyoruz? Nedenini, niçinini ifade edemiyorum. Düzen bir biçimde ölme ve öldürme ihtiyacına dönüşüyor.” [Robert Musil, Der Mann ohne Eigenschaften, Niteliksiz Adam]
Her zaman emre amade bir ordu yoksa hükümdar da yoktur. Birliklere kim emir veriyorsa, olağanüstü durumun oluştuğuna hükmedecek olan da odur.
Her askere bir sürü kural koyucu ve sınırlayıcı düzenleme teknikleri uygulanırken, bu kurallara kısmen ya da bütünüyle uymama eğilimi ve niyetleri, başka herhangi bir kurumda olduğundan çok daha sert ve ödünsüz bir şekilde cezalandırılır.
Askere yeni gelen kişinin karşılaşacağı her durum, daha baştan normlaştırılmıştır ve bu kişi istese de, hepsini yerine getiremeyeceği normlardan oluşmuş geniş bir liste ile karşılaşır. [Hubert Treiber: Wie man Soldaten macht] İşte askeriyenin selamlamaya, temizliğe ve düzenliliğe, tertipliliğe yönelik sayısız talimatının disiplin kurmaya yönelik anlamı da burada yatmaktadır. Tek tek normların amacı, aslında kişinin iş yapma kapasitesini harekete geçirmekten, görevini yapmayı sağlamasından çok, bu birbiri ile ilintilenmiş normların sayısal çokluğu sayesinde normlar “kapanının” acemiyi yutmasını, onun kendini sürekli bir eleştirinin odağı, cezalandırılma olasılığıyla yüz yüze biri olarak hissetmesini sağlamaktır. Söz konusu kişi, sonuçta normların öngördüğü bir işin üstesinden başarıyla gelmiş olma, bu işin ustası olma duygusunu taşıma yerine, eleştirilmekten ve cezalandırılmaktan “kıl payı kurtulduğu” duygusunu taşırken, kendisinin yetersiz bir kişi olduğu inancı güçlenir; önüne sürülen normlara uyacak becerileri ve ustalıkları edinme konusunda motive olur ve bunların meşruiyetlerini sorgulamayı aklının ucuna bile getiremez. Askerlikte disiplin sorunlarının, icraat, kapasite sorunları olarak tanımlanması boşuna değildir. Sorun kişinin bir asker olmayı isteyip istememesi değil, bir asker olmayı başarıp başaramayacağıdır. Ya da silahla insanların üzerine ateş etmeyi isteyip istemediği değil, tam isabet ettirecek kadar iyi bir nişancı olup olmadığıdır” [Steinert: Militar, Polizei]
“Her şeyi kendine boyun eğdirmek istiyorsan, kendin akla boyun eğ. Akıl seni yönetirse, sen de kitleleri yönetirsin” Seneca
“Tanrı insanların birlikte düşünüp taşınmalarını ve en iyisini seçmelerini istemiştir. Böylece insanlar, herhangi bir zorlama olmaksızın iyi niyetleri (özgür iradeleri) sayesinde birlikte düşünüp taşınır ve seçerler. Ama işte Tanrı, onların neyi seçip tercih edeceklerini zaten sonsuzluğun içinden bakıp görmüştür: Sadece görmüştür; ama kimseyi seçmeye mecbur etmemiştir; bilmiştir sadece; kararlaştırmamıştır; önceden söylemiş ama kimseyi mecbur kılmamıştır” [Lipsius: Von der Bestendigkeit]
-Lipsius’a göre- Patria’ya yani vatana bağlılığın kökeni bencilliktir. Vatana duyulan sevginin kaynağı doğa olmayıp, teklerin iyiliğini sağlayıcı devletçi organizasyondur. Bu nedenle de soylular, genelde yoksul ve alt tabakadaki insanlardan çok daha fazla vatana bağlıdır. Yoksulların birçoğu, başka yerlerde daha iyi işler bulabileceklerini umdukları için vatanlarını terk ederler.
“Günlük yaşamın her adımının ve beden hareketlerinin kural ve talimatlarla enikonu düzenlenmesi, (dini egzersizde) ayrıntılarına kadar belirlenip dikte edilmiş ve sürekli tekrarlarla otomatikleştirilmiş dini, içsel ritüeller, dolayısıyla da aynı yoldan oluşturulan askeri birlikler ve hareketleri, bu iki düzenli eğitimin özelliklerini meydana getirirler. Cizvit miles christianus’un (Hıristiyan askeri) inancı ile dünyevi savaşçının disiplini, paralel olduğu kadar, ikisi de eşit düzeydeki bedensel ve psikoteknik bir prosedürün yansımalarıydı.” [Manfred Schenider: Hysterische Soldaten und ihre Feinde.]
Yasaklardan ve emirlerden oluşmuş sık gözenekli bir ağ, tavır ve tutumlardaki saydamlık ve devamlı üst denetim, sivil benliğin ‘öldürülmesini’ hedeflemekteydi. Bu ben’in yerine, üniformayla, dille, tavırla çoktan belirlenmiş özel bir rol geçiyordu. [Werner K. Blessing: Disziplinierung und Qualifizierung. Zur kulturellen Bedetung des M,ilitars im Bayern des 19. Jahrunderts. In Geschichte und Gesellschaft]
-acemi erler açısından- Şiddetin, tehlikenin burnunun dibinde olmak, korku ve endişe duygularına yol açabiliyordu, ama aynı durum: sosyal şiddet tabusunun kısmen ortadan kaldırıldığı devasa ve kudretli bir aygıtın parçası olmaktan duyulan hazla da ilintilenmiş olabilirdi.
Sonuç Tezleri
Disipline sokma, birbiri ile değiştirilebilir, birbiri yerine kullanılabilir hale getirmek demektir; “insan malzemesinin” olabildiğince ileri düzeyde bir işe yararlılık, verimlilik sağlayacak ve itaat gösterecek şekilde işlenmesi demektir.
Disipline sokma talebi, hiçbir zaman gerçekleştirme imkânını bulamayacağı daima homojen bir topyekûn düzen ütopyasını içerir. Bu nedenle disipline etme eylemi kendini düzensizlik tehdidi ve tehlikesine sürekli karşı koyma eylemi olarak gerçekleşmektedir.
Vatansever ideolojik şartlandırma “içten gelen kanaat ve inanca dayalı bir itaate” yaslanmaktaydı; teknik askerin işlevselliğini sağlayan disiplin ise, ondan, makinelerin bilimsel, uzmanca bakım ve kullanımını talep eden bir disiplindir.
Disipline sokma, direnişi kışkırtmaktadır. Askerler başkaldırmakta, kaçmakta, düşman saflarına geçmekte, sabotaj eylemleri düzenlemekte ya da emirleri yerine getirmeyi reddetmektedir; hastalanmakta veya hasta numarası yapmaktadır; kendilerini yaralamakta veya intihar etmektedir. İtaat üretimi bu yüzden daima aynı zamanda itaatsizliğin önlenmesi ve cezalandırılması girişimleri anlamına da gelmektedir.
Disipline etme sosyal teknoloji özelliği gösterir. Disipline etmede tıpkı makinelerdeki gibi çarkların kenetlenmesi unsurları söz konusudur. Napolyon tipi savaşlardan II. Dünya Savaşı’na kadar enerjetik model hâkim oldu. İletişim çağının disiplini sibernetiktir; silah teknolojisi gibi asker de karmaşık bir sistemdir.
Askeri eleştiri, sadece ordu organizasyonunun etkisizliğine karşı çıkmakla yetinmediği veya şiddetin skandallaştırılmasından, barış çağrıları yapmaktan öteye geçtiği yerde, askeri itaat üretiminin de eleştirisi olmuştur.