KIRIK TAYFLAR
Şemseddin Nuri
TÖV Yayınları, 1993, İzmir,39. baskı
Diriliş Berzahından Atlarken (Hz. İbrahim)
Reform, sistemi yenileme ameliyesi. Halbuki tecdidde, sistemin müntesipleri ve sistemin tatbik edileceği zemin yenilenir. Zira sistem zaten ebed kadar yeni ve tazedir. Onun yenilenmeye ihtiyacı yoktur. Yenileme onu tahriftir. Yani dini. Müceddid, devrin anlayış ve idrakine uygun olarak ruhlarda kopan bir çığlıktır.
Azer’deki inat, oğlunda azim ve sebat olmuştur. Kurulacak medeniyetin veya yapılacak tecdidin yapıtaşı budur.
Hakk’a davet kısmı; bu birinci kısımdır, bu devreye “iman” ve “inanış” devresi denir.
Batıp giden ve batıp gitmeye mahkum olan bütün put ve totemlerin bir bir yere serilişidir “La uhibbil afilin”. “Ben de öldürür, ben de diriltirim” diyene “Benim Rabbim güneşi doğudan doğdurur, haydi bir kere de sen batıdan doğdur” der; kafir, apışıp kalmıştır. Güneş, en büyük delildir. Siz gökten güneşi alsanız ve onun kalbine yerleştirmeye çalışsanız yine Allah dilemedikçe liyakatsızı hidayete erdiremezsiniz. Siz sadece size düşeni, tebliği yapmış olursunuz. Hz. İbrahim, getirdiği güneş kadar parlak delille Nemrud’u sarsmıştır fakat hidayete erdirmek onun elinde değildir.
Gönlünde dâvâ ve idealinin ateşini tutuşturan ve durmadan Hakk ateşiyle yanıp duran bir insanı hangi Nemrud’un ateşi yakabilir ki? Gölgesi ışıldayanları hiç ateş yakabilir mi? Ateş cesedi, ateş maddeyi yakar. His ve duyguları ile birer ruh haline gelmiş kutlular asla ateşte yakılamazlar.. Ateş perde. Ateş ikinci devreye sıçrama taşı. İrem bağlarına açılan kapı. Çeliğe su vermek için ateş kaçınılmaz realite. Bir uğraktır, bir geçittir ateş, cemiyeti cennete çevireceklere. Herkes, ister istemez bir uğrayacaktır cehenneme, yani ateşe. O hayatı dünyada yaşamadır ateşe girme.. O esnada “Hasbî, hasbî” deme, işte cihanı sarsacak velvele..
Dem gelecek, haykırmak, nara atmak arzusuyla, ihtiyacıyla hafakanlar geçireceksin; ancak kem gözleri uyarmamak için dudaklarını dişlerinle çivileyip sesini ciğerine gömeceksin. İki kelam etmeye susacaksın; fakat beyan ırmakları çağlayacak gün hatırına bekleyecek ve susacaksın. Ama sadece susacaksın.
Bu bir “diriliş” dönemidir. Kışlasıyla, maarifiyle, mülkiyesiyle ve maliyesiyle bir diriliş. Dört kuş dirilmiş ve İbrahim’in sesine koşarak gelmiştir.
“kuruluş” devresi, medeniyet kurulacaktır. Elbette medeniyetler ihtilaller gibi değildir. Kendi çocuklarıyla beslenmez onlar. Kan içmez medeniyetler. Ancak “medeniyet kurucuları kendi kanlarını ona takdim ederler”. Kan yoktur hak sistemlerde. Kan akıtan hep caniler ve cani sistemler olmuştur. Ve batıl hep kan üstünde kurulmuştur. Medeniyet parçaları bütünleştirmek için vardır. İlimle, irfanla, dostlukla, mürüvvetle, kardeşlikle, adaletle, teknikle, sevgiyle ve hoşgörüyle…
Kurban.. Medeniyete kurban.
İsmail: yetişen nesil. Çöl ateşinde pişen, mahrumiyeti azık edinen, zemzemle yunup yıkanan, takva gergefinde amel atlası ören lâhuti tekliflere hep “Lebbeyk” diyen…
İsmail zorlukların çocuğudur.
Medeniyetler kendi temelleri üzerine kurulur. Başkalarının enkazı üzerine kurulan veya kurulmak istenen doktrinlere medeniyet denemez. Onun için medeniyetlerde yıkma değil, yapma vardır. Kendi bünyesini inşa vardır, unsurları bir araya getirme şeklinde terkip vardır, toparlayıcılık vardır. O kurulmak için başkasının devrilmesini beklemez. Yani onun varlığı başkasının ölümüne bağlı değildir. İşte Hz. İbrahim’in bağrından yükselen medeniyet böyle bir medeniyettir.
“Beni Urfa’ya götürün” diyen “Işık Adam” elbette ki kışta gelecekti. Kışta gelmeyen baharı nasıl müjdeleyebilirdi ki? “Siz cennetasa bir baharda geleceksiniz” muştusunu vermişti yarım asır önce.
Büyük Aksiyonda İlk Merhale (Hz. Musa)
Hz. Musa’nın aksiyonu direnişle başlar. Annesinden başkasını emmez. Beşikteki çocuğun ilk aksiyonudur bu.
Diriliş için direnmeyi bilmek gerekir. Direniş, okun yayda gerilmesidir, sekînedir. Firavun saltanatını yıkıp, Musa Medeniyetini kurmak isteyenler, aksiyon gergefini daha beşikte iken işlemeye geçmelidir.
Elbette uzundur bu yol. Aceleci insanların harcı değildir bu yolda gitmek. Suda şekil çizmek kadar zordur. Suda şekil çizmek istiyorsan soğuğun şiddetine sevinmelisin. Zira ki, su donmadan, buz olmadan onda şekil çizemezsin. Suda yürümeye daaha beşikte iken başlayan Hz. Musa için Kızıldeniz’i geçmek zor iş midir? Onu kuş tüyünden yatakta, kuş sütüyle beslenmeye alışmış firavunlar düşünsün.
Yıkılışı inşa eden adamdır Firavun. Binlerce masumu öldürmenin en aşağılayıcı cezasıdır onun için sarayda bir Musa büyütmek. Kader büyük istihzayı Firavun’a yapmıştır.
Hz. Musa bilir ki kale içten fethedilir, saltanat kendi ortaklarınca çökertilir. Kaleye sızmak ve saltanata ortak olmak ise zaman ister, vakit ister. Sezilmemek için ya çok uzakta ya da çok yakında, tahminden de öte yakında olmak gerektir. Zuhurda şiddet, görmeye manidir.
Kavgayı, muvaffak olunacağı muhakkak bir zemine çekmek büyük ferasetlerin dikkat edegeldikleri bir strateji tarzıdır.
Korkmak mıdır geri çekilmek? Haşa ki öyle olsun.
Kitle ruh haletini anlatır Hz. Musa’nın yardım etmeye çalıştığı insan. Kitle kaypaktır, şuursuzdur. Menfaati mihrab edinmiştir. Dün ak dediğine bugün çok rahat kara diyebilir. Dün göklere çıkardığını bugün yerin dibine geçirir. Azgın ve sapkın insanlardan meydana gelmiş cemiyetin bilançosudur bu.
Temelinde bir cemaat kadrosu, yetişmiş bir ekip bulunmayan aksiyonlar, kitle hareketleri neticesiz kalmaya mahkumdur.
Hz. Musa ve Harun’a gelen emir kat’idir. “Mısır’da evler hazırlayın” (Yunus, 19/87) denilmektedir. Hem de bu evler “Kıble edinilmelidir.” Yani, “Işık Evler”den yüz çevirmek, hizmette onu esas kabul etmemek mümkün değildir. Zira ki, davayı omuzlayacak gençler en mükemmel şekliyle bu evlerde yetişecektir. Işık Evler’de, Nur Evler’de, Nur Suresi’nin, Nur âyetinde anlatılan evlerde. Ruha nur aşısının yapıldığı evlerde. Ticaret ve alışverişin, dünyaya ait meşgâlelerin kapı ardında bırakıldığı ve içeriye alınmadığı evlerde.. Gece gündüz Allah’ın zikredildiği, anlatıldığı ve İslam’ın bir bütün olarak yaşanmaya çalışıldığı evlerde.. Sünneti ihya hareketinin âdâba ait meselelere dahi teşmil edildiği evlerde.. Cemaat bünyesinin hücreleri durumunda olan evlerde.. Hiyerarşik sistemin ve fıtrata uygun prensiplerin devlet bazında temsil edilmesinin ilk adımı ve ilk şartı olan evlerde. İlerde cihanı idare edeceklerin çıraklık mektebi olan evlerde.. Ashab-ı Suffa için hazırlanan evlerde.. İbn-i Ebi Erkam’ların hazırladığı, nebi mekiğinin gece gündüz işlediği evlerde.. Hz. Mus’ab’ı ve ardından bütün Muhacirin’i misafir eden evlerde.. Sultanlar Sultanı’na her devirde mihmandarlık yapan Ebu Eyyub kokulu insanların yaşadığı evlerde.. Nice defalar Allah Rasülü’nün temessülüyle ve bizzat teftişten geçirmesiyle şeref kazanmış evlerde.. İnsanı gönül hayatı adına yeniden inşa eden evlerde.. Tekke, medrese ve disiplin yönüyle kışlanın aynı çatı altında fonksiyonlarını eda ettikleri evlerde.. Hz. Musa ve hem kardeşi hem de veziri Hz. Harun’un, özel bir literatürle sembolize edildiği evlerde.. Müjde ve muştunun en karanlık ve en karamsar günlerde dahi billur bir avize gibi asılı durduğu evlerde.. Deccal’in Mesih tarafından öldürüleceği haber ve işaret şifresinin çözüldüğü; deccal ruhunun habis bir hayvan görüntüsüne bürünen ve cismani bir hâl alan habis şeklinin, Mesîhiyet manasını temsil eden kadro tarafından bir daha hortlamamak üzere öldürüldüğü ve bir çöplüğe gömüldüğü evlerde.. Etrafı pisleten kanın, havarilerce temizlendiği ve deccalin habasetine ait hiçbir eserin bırakılmadığı evlerde.. Mübarek bir gecede, gece yarısından sonra göz yaşlarıyla okunan Kur’ân tefsirinin cazibesiyle lerzeye gelen ve müşahidlerin tasdikiyle duvarlarından vecd ve istiğrak iniltileri duyulan evlerde.. Şehrin zifiri karanlığa büründüğü an ve zamanlarda berzah kandillerinin teker teker yandığı ve karanlığın ışığa boğulduğu evlerde.. Kaderin sırlı sevkiyle Erek Dağından alınıp Barla Yaylasına, cemaat şuuru mayalansın diye getirilen Kutlu’nun kaldığı çınar gölgeli evlerde.. Ve nihayet Hz. Musa ve Hz. Harun; lider ve veziri tarafından hazırlanan evlerde..
En büyük istidatlar, en büyük iyilikler kadar en büyük kötülükler de yapabilirler. İşte bu manada Allah Rasulü insanları madenlere benzetir: “Cahiliyede en ileri olan, İslam’ı kabul edip yaşadığı zaman da en ileridedir” buyurur.
Hz. Musa, idamla yargılanmaktadır.. Zulüm sistemi onu idama mahkum etmiştir. Bu da her devrin Musa’sının kaderidir. Hakkında gizli veya açık idam kararı verilemeyen Musa yok gibidir.
Her an yakalanmak endişesi.. Yüze kapanan dost kapıları.. Sahte mazeretler.. Yolcuya yol öğretme gayretkeşlikleri veya küstahlıkları.. İşi bitik bir adamı seyretmekten sinsi bir zevk alan kişilerin bakışları.
Dua, sürgündeki adamın tek azığıdır.
İki Sed önünde Bir Kavim (Zülkarneyn)
Batının kendi arasındaki anlaşmazlıklara da hakem olacak tek güç ve kuvvettir Zülkarneyn.
İki sed, iki sistem. Küfür ve nifak sistemi. Kapitalist ve komünist düzen.. İki sed Avrupa ve Asya. Bu iki seddin önünde bir kavim var. Öz dili kendisine unutturulmuş bir kavim. Zülkarneyn’in dlini anlamaz hale gelmiş bir kavim. Zülkarneyn evvela köprüyü kurmak zorundadır, dil köprüsünü.
Sebeplere tabi olmaktır talep ve isteğin karşı taraftan gelmesini beklemek. Ve bunda muvaffak olmak ciddi bir beceridir, hünerdir. Hepsinden öte bir sabır işidir bu. Lider yapısı gerektirir. Güce güç katar istmeden istenilmek, matkub hale gelmek.
Tehlikenin tehlike olduğunu anlamak ve bilmek kurtuluşun ilk şartıdır.
Belli devirlerde itaati, istidatın önüne çıkar. İstidattan ziyade itaat aranır. İtaat ve istidatı birleştirebilen çırak, tarih yapan ustaları için dünyada bir eşi daha bulunmayan en kıymetli cevher demektir.
İki süper güç çöküşte müsavi olduğunda Zülkarneyn’in körükleri işte o zaman harekete geçecektir.
Aceleci çocuk ruhlular Zülkarneyn’e çırak olamazlar. Ve kelepir sevdasıyla yola çıkanlar bu yapılanmada canlarını harç yapıp Zülkarneyn’e sunamazlar.
Bir Negatif Kutup (Firavun)
Firavun bir düşünce tarzıdır ve her devirde mutlaka o devrin şartlarına göre bulunacaktır. Sistemini red ve inkar üzerine kuran komünizmdir asrımızın firavunu. Kapalı bir sistemdir komünizm. Karanlığın çocuğudur. Zalimdir aynı zamanda; kanla beslenir. Daha kuruluş devresinde milyonlarca insanın kanına girmiştir.
Ayakta durabilmek için başkalarını yıkmaktır çare komünizmde.. Yıkmak bir gaye, bir tutkudur onda. Komünizmin mabedi harabelerdir. Firavunun Beni İsrail kadınlarına tatbik ettiği “Her türlü utanç verici davranış” (Bakara, 2/49) kendi soyağacına revâ görülecektir komünizmde. Aile yıkılacaktır. Herşeyin maliki firavun olacaktır. Mülkiyet ve ferdi teşebbüsün kabir azabıdır bu sistem.
Hem bir işarettiriçine ayakkabısız girilecek bütün müesseselere.. Ve “Âsây-ı Musa” tutan ışık ellere.. Firavun onunla boğulacaktır. Yani komünizmin temelini “Âsây-ı Musa” yıkacaktır ve yıkmıştır..
Gözüyle görmediğine değil, gözüyle gördüğüne inanmamaktadır Firavun.
Metapsişik araştırmaların, parapsikolojinin, telepatinin, sihir ve büyünün, spritualist düşünce ve yapılanmanın en revaçta olduğu yerlerden biridir komünist dünya.
Berzahtaki Sarsıntı (Hz. Meryem)
Ürperti, korku, kadın için iffetin çelik zırhı. İffet sorgulaması, imtihanların en çetini.
Kelime olmadan kelam olmaz. Kelamın olmadığı yerde ise hayat mefluçtur. Önce “Kelime” gelecek, hayatı, yani diriliş evresini hazırlayacak. İçtimai ünitelerin hepsi, teker teker “Kelime” ile fethedilecek.
Mescidini yapamayanlar, hiç bir zaman Kâbe’yi fethedemezler, bir medeniyet kuramazlar. Mekanı şuur haline getirmemişlerin ise, cemaat veya cemiyetle uzaktan yakından alâkası yoktur.
Doğum sancısı. Ruhullah muştusunu bağrında büyüten ızdırap. “Keşke unutulup gitseydim; ve keşke bu günleri görmeden ölseydim” dedirtecek kadar ağır basan imtihan. Doğuştan seçkinlere tatbik edilen ıstıfa ameliyesi.. İmran soyluların kuracakları ümranın temeli, ya şehid kanı ister ya da çile ile billurlaşan gözyaşı. Bir bakıma gözyaşı, şehid kanının bedeli olur! İkisinin de olmadığı bir bezmde ümrandan söz edilemez.
Cemiyet sancı çekmeden liderini doğuramaz. Lider sancı çekmeden de cemiyet kuramaz.
“Bana kuvvetle yardım edin” diyen Zülkarneyn’in istediği, talep ettiği bütün kuvvet çeşitleriyle.. Kuvvetli mü’minin, zayıf mü’minden daha hayırlı olduğunu hatırlayarak.
Hz. Mesih doğmuşsa, Hz. Meryem’in iffeti melekleri dahi gıptaya sevkedecek kadar temiz ve duruysa korkulacak, endişe edilecek bir şey yoktur. Bugün ona hakaret savuran diller, beşikteki çocuk konuşmaya başlayınca ebkem kesilecek ve bugün onu öldürmeye uzanan eller, bir gün biat yarışına girecektir. İşin başında, belki seni bir cemaat olarak küçük görecek ve dengedeki ağırlığını bilmedikleri için seninle konuşma ihtiyacı bile duymayacaklardır. Çünkü sen o gün henüz beşikteki Mesih’sin. Ancak, Hz. Meryem susup ısrarla seni gösterince devrin ileri gelenleri, bir milletin kaderini ellerinde tutanlar sana hayret dolu gözlerle bakacaklar ve “Biz beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz” diyecekler. Ama, o gün başka ses ve soluk kalmayacak; sadece beşikteki çocuk konuşacak. Beşikteki çocuk kardinalleri teslim alacak.
Romalı kabul etmeden, bizi Roma’nın kabul etmesi en korkunç bir nifak oyunudur. Meryem’in çocukları, Mesih soluklular, ikinci dirilişin temsilcileri, kendilerini bekleyen bu en tehlikeli handikapı da aşacak ve bu oyuna gelmeyeceklerdir.
______________________________
Fetih gününün dizginlerini elde tutmak, o günü hazırlamaktan çok daha zor olsa gerektir. Zira, ne kadar yolda takılıp kalmış “muhallefûn” varsa o gün maratona girmek isteyecektir. Tek düşündükleri ise kelepir “meğanim”dir.
Bir kitleye yapılabilecek en büyük kıyım, ümitlerine mil çekmektir.
“Müslümanlardan, adı bilinmeyen küçük bir topluluk, bir gün beyaz sarayı ele geçirecekler, fethedecekler” (Müslim, Kitab’ül-imara, Bab:1, hadis:10)
Yeni bir cahiliye. İnsanlar yine tapıyorlar kendi elleri ile yaptıkları şeylere.
Biz çileden değil, rehavetten korkarız. İnanırız ki, rehavet ideallerin ölüm döşeğidir.
Kuran’da yemin edilmiştir onun adına. Sabah aydınlığı gibi bir hedefe, fecrin altın ışıklarında yıkanarak varmak isteyenler gece çıkmalıdır yola. Tezekkür oku gece yayında gerilir zira.
Nefer olmayı beceremeyen lider olmayı da beceremez.
Nimetin bolluğu bazen yokluğundan daha tehlikelidir. Zira o, zayıf yapılıları nankör hâle getirir. “Kahrın da hoş lütfun da hoş” diyebilmek belli bir mertebe işidir. Şu kadar var ki gelinen bu noktada böyle diyebilmeye her zamankinden daha muhtacız. Çünkü kazandıklarımız, liyakatimizden değil ihtiyacımızdandı. Şartlar korunamazsa mukadder ve muhakkak netice kaybetme kuşağı. “Yıldız avlamaya çıkmışken, zıpkının ucunda ateşböceği ile dönmek” ne kadar acı.
Bulmak için kaybetmek, çıkmak için inmiş olmak değişmeyen kaderdir.
Bir gün gökteki yıldızlar onun geçeceği yollara parke taşı gibi sıralanacak ve o ışıktan yollar üzerinde yürüyecektir; fakat şimdi o, dikenli bir tarlada yürümek ve kandan irinden deryalar geçmek zorundadır.
Yorgundur dal sırasını savmış olmak için yaşamayan her faziletli insan gibi yorgundur. Çiçekler onda açmış, meyveler ağır basmıştır. Eğilmesi ondandır. Fâni âlemde yorulmak çalışmak ve yaşamak demektir. Yorulmayanlar ya ölüler ya da tembellerdir.
Zirve, hem çıkışı hem de inişi itibariyle en çetin ve en tehlikeli yerdir. Orada erozyon sebepleri çoktur;
Tarafgirlik: ayrılık zehrini zerk eden tarafgirliktir. O, megolaman insanların sırça sarayıdır; benlik ve enaniyet tümseğine kurulmuştur.
İnat: Ebu Cehil zaafı. Kin ve nefret bu zaafın günahı. İnatçının vicdanı bütün eklemleri kireçlenmeye maruz kalmış bünye kadar gıcırtılı ve can sıkıcı.
Haset: düşmanlık ve adavetin anasıdır. Haset eden insan, eşya ve hadiselerin seyrini, kendi görmek istediği şekle sokma gayretine düşmüş bir ruh hastasıdır. Onun bu gayreti okyanusu midesine sığdırmaya çalışan zavallının gayretinden farksızdır. Bilmez ki, herkese verilen İlâhi bir taksimle verilmiştir. Haset edenin elindeki kendine çevirdiği bir silahtır.
Hırs: zillet ve mahkûmiyet damgasıdır. O aynı zamanda, en ulvî gayelere dayelik yapan yüce himmete kezzap akıtmaktır. Hırs, Rahman’a karşı şeytan tarafını tutmaktır. Hırs, karamsarlık doğurur. Her defasında sıçradığı yerden düşen insan, artık normalde sıçrayabileceği yerlere karşı dahi ürkek bir tavır içine girer.
Gıybet: mert ve asil insanların etmediği fiildir. Her gıybette bir parça yalan ve bir parça mübalağa vardır. Düşmek gıybet eden insanın muhakkak kaderidir.
Şöhret arzusu: esareti hürriyete tercih etme cinnetidir. Bir yerde meşhur olmak orada esir olmak demektir.
Makam ve mevki düşkünlüğü: merkep sırtındaki semerin büyüklüğü ve güzelliği ile övünse ne kazanır? Hem semer hem de semere yüklenenler ona birer ağırlık değil midir?
Söyle, söyle bana, kendine gelmek için daha hangi mezelleti bekliyorsun?!
İdeal insanı ızdırap çekmeden kendini yenileyemez. Çünkü o -Alexis Carrel’in dediği gibi- hem mermerdir, hem de bu mermeri yontacak heykeltıraş.
Unutma: Çiçeğin yanağını yıkayan çiğ tanesi omzunda nice fırtınalar taşımalıdır.
Çile geleceğin tebessüm fideliğidir. Büyük dâvâlara her zaman büyük ızdıraplar analık yapar. Yeryüzünde kahkahadan doğmuş hiçbir fikir kıvılcımı ve realitelere karşı kendini koruyabilecek hiçbir düşünce sistemi yoktur. Rahat ve rehavet, ideallerin ölüm döşeğidir. Susanlar ve suskun kalmayı yeğleyenler, aç ve susuz bırakılanlar değil, hep gırtlağına kadar midesi, yedi bağırsağıyla birlikte doldurulanlardır.
Başkası hakkında iyimser olmak ne denli hoşgörü ölçüsü ise; bütünüyle itimat etmeme de bir o kadar ihtiyat dengesidir.
Kuvvetli istikbâl maziyi hatırlamakla olur.
degerli yazardan ALLAH razi ollsun, 1sorum ollacak sayin SEMSETTIN NURI beyefendinin 1990 katilmis olldu 1 konfernsta
dinledim
acaba c d je veya kasate allinmis dier konferansllari varrmidir?? varsa da nerde bullabilirim? hepinizden ALLAH RAZI OLLSUN .
BASARILARIN DEVAMINI ALLAHTA DILIYORUM
TESEKUR EDERIM
OMER RAMADANI
TETOVA MAKEDONYA
maalesef bununla ilgili bilgim yoktur.
teşekkür ederim.