13. SAVAŞÇI
Orijinali, “Eaters of the Dead”
İbn-i Fadlan’ın M.S. 922′de Kuzeylilerle yaşadığı deneyimleri içeren elyazması.
Eser yazarı :1976, Michael CRICHTON
Yayınevi : 2000, İnkılap Yayınevi
Türkçesi : Yeşim ÖZKAN
Giriş:
İbn-i Fadlan elyazması, tanık olunmuş en eski Viking yaşamıyla ilgilidir.
El yazmasının kökeni MS. 921′in haziran ayında Bağdat halifesi İbn-i Fadlan’ı Saka Kralına elçi olarak gönderdi, fakat Ahmed İbn-i Fadlan asıl amacına ulaşamadığı gibi İskandinavyalılarla da birçok macera yaşadı. Ahmed İbn-i Fadlan deneyimlerini rapor halinde yazıya döktü fakat el yazmalarının orijinalleri zamanla yok oldu. Bu yüzden Yakut İbn-i Abdullah tarafından yazılmış Arapça coğrafya sözlüğünde Fadlan’ın notlarından alınmış orijinal metinlerin bir kısmına üçyüz yıl sonra ulaşılmıştır. Kısaca elyazması notlara çeşitli şekillerde ulaşılması şeklinde yazılaan bu eser İbn-i Fadlan’ın “Kendi gözlerimle gördüm” dediği gerçek bir hikayedir.
Kitap 15 bölümdür, Barış şehrine veda, Kuzeylilerle ilk temas, Korku Çölü, Gök gürültüsü mağaraları, ve Kuzey ülkesinden dönüş şeklinde bölümler mevcuttur.
Konusu: Ahmet İbn-i Fadlan o zamanın ileri seviyede medeniyetine sahip Bağdat şehrinde bir bürokrattır. Bir gün halife İbn-i Fadlan’ı ünlü bir tüccara mektup iletmesi için görevlendirir, Fadlan mektubu ulaştırmak için gittiğinde tüccar evde yoktur, mektubun önemine binaen mutlaka elden vermesi gerektiğinden Fadlan evde beklemiştir, fakat beklemekten yorulan ve uyuyuveren haberci evdeyken tüccar tarafından görülünce zaten garezi olan tüccar elçi bekleyen Saka kralına Ahmet İbn-i Fadlan’ın gönderilmesinde ısrar eder ve Ahmet İbn-i Fadlan elçi olarak görevlendirilir.
Uzun süren yolculuklar sonunda Saka Kralı’na varmadan uğradıkları bir yerde ölen kralın cenazesi ve yeni kralın belirlenmesi gibi olaylardan dolayı bir müddet beklemek zorunda kalırlar. Fakat o sırada kuzeyden gelen bir elçi yeni kuzeyli kralı Buliwfy’den yardım ister. Ölüm meleği diye anılan yaşlı bir kadın elçi Wulfgar’a yardım amacıyla 12 tane kuzeyli savaşçı ve bir de kuzeyli olmayan bir savaşçı gönderilmesi gerektiğini söyler ve onuçüncü kişi olarak da Ahmet İbn-i Fadlan’ın götürülmesi gerektiğini söyler ve hemen yardım istenen yer olan uzak ülkeye yolculuğa başlarlar.
Kuzeyde ülkeyi tehdit eden çok tehlikeli bir durum mevzu bahistir, halk özellikle sisli havalardan ileri derecede korkmakta, en güçlü savaşçılar bile sisli hava olduğunda korkularını gizlememektedirler zira daha ne olduğunu bile bilemedikleri sadece birkaç kişinin ancak görebildikleri ve ayı gibi kafası ve çok kıllı olduğunu tahmin ettikleri vücuda sahip yaratıklar baskın düzenleyip vahşiyane icraatlar sergilemektedirler. Çaresizlik içinde kıvranan kuzeyliler bir şekilde bu beladan kurtulup huzur içinde yaşamak istemektedirler. Birçok maceradan sonra sayıları daha sonra dörde inen onüç savaşçının mücadelesi sonunda dağlarda mağaralarda yaşayan grubun canavar annelerini öldürdükten sonra kuzey ülkesi rahata kavuşur, yardıma gelen Viking şefi Buliwfy de ölür, Ahmet İbn-i Fadlan’da ülkesine görevine yerine getiremeden geri döner. Ve yaşadıklarını gerçek olduklarını vurgulayarak yazar.
BİR BÖLÜM (Roman Harici) :
Ebu Kasım zengin bir tüccardır ve ticarette daha iyi iş yapabilmek için zenginliğini saklamaya çalışacak kadar da cimri biridir. Kendini fakir gösterebilmek için zevksiz, eski püskü terlikler giyer. Bunun insanları şaşırtacağını ummaktadır, ama tam tersine herkes onun aptal ve akıl almaz biri olduğunu düşünür.
Bir gün Ebu Kasım cam eşya işinden oldukça iyi para kazanır. Ve bunu, her zamanki gibi, arkadaşlarına ziyafet vererek kutlamak yerine daha ucuza patlayacağı için hamama gidip orada kutlamaya karar verir. Elbiselerini ve ayakkabılarını bekleme odasında bırakır ve bir arkadaşı onu uygunsuz ayakkabıları yüzünden azarlar. Ebu Kasım onların kullanışlı olduğunu söyleyip arkadaşıyla hamama girer. Sonra güçlü bir kanun adamı gelir ve resmi elbisesini çıkartıp arkasında bir çift güzel terlik bırakır. Bu arada Ebu Kasım hamamdan çıkar ve eski terliklerin yerine bir çift yeni, güzel terlik bulur. Bunları arkadaşının bir hediyesi sanıp giyinir ve oradan ayrılır.
Hukuk adamı ise çıkınca kendi terliklerinin yerine herkesin Ebu Kasım’a ait olduğunu bildiği eski püskü, adi terlikleri bulur ve buna çok sinirlenir, hizmetçilerine kayıp terlikleri bulmalarını emreder ve sonunda terlikler hırsızın ayağında bulunur. Adam majestelerinin önünde mahkemeye çıkarılır ve sert bir şekilde cezalandırılır.
Ebu Kasım kötü şansına lanetler okur ve uğursuz terlikleri penceresinden dışarı fırlatır. Terlikler çamurlu Dicle Nehri’ne düşer. Birkaç gün sonra bir grup balıkçı tuttukları balıklarla birlikte Ebu Kasım’ın terliklerini de bulur. Terlik, ağlarını parçalamıştır. Deliye dönen balıkçılar çamurlu terlikleri açık camdan dışarıya fırlatır. terlikler Ebu Kasım’ın camına gelir ve yeni alınmış cam eşyaların üzerine düşüp hepsini paramparça eder.
Ebu Kasım hayal kırıklığna uğrar, ama ancak cimri bir adamın yapabileceği kadar üzülür. Harap olmuş terliklerin artık zarar vermeyeceğini düşünür ve eline bir kürek alıp onları bahçeye gömer. Bu arada kapı komşusu Ebu Kasım’ı bir çukur kazarken görür. Bu iş ancak hizmetçilerin yapacağı bir şey olduğundan, komşusu, bir efendi böyle bir işle kendisi uğraştığına göre mutlaka bir hazine gömüyordur diye düşünür. Bu yüzden de halifeye gidip Ebu Kasım’ın yaptıklarını anlatır, çünkü ülkenin kanunlarına göre ülke topraklarında bulunan her hazine halifenin malıdır.
Ebu Kasım halifenin huzuruna çağrılır ve aslında sadece bir çift eski terlik gömdüğünü söyleyince tüccarın gerçek ve kanun dışı amacını açıkça saklamaya çalışmasına bütün saray halkı kahkahalarla güler. Halife böyle bir yalanla aptal yerine konduğu için sinirlenir ve Ebu Kasım’ın ödeyeceği vergiyi yükseltir. Ebu Kasım bu cezayı öğrenince beyninden vurulmuşa döner, ama yine de bu yüksek vergiyi ödemek zorunda kalır.
Ebu Kasım artık bu terliklerden sonsuza dek kurtulmaya kararlıdır. Yeni bir sorun çıkmaması için kasabadan uzağa bir yolculuğa çıkar ve terlikleri uzakta bir göle atıp dibe batmalarını keyifle seyreder. Fakat göl şehrin su ihtiyacını karşılamaktadır ve sonunda terlikler su vanalarını tıkar. Tıkanıklığı açmaya çalışan gözcüler terlikleri bulur ve bunları hemen tanır, çünkü bunların o inatçı cimriye ait olduğunu artık herkes bilmektedir.
Ebu Kasım şehrin kuyusunu kesmek suçundan yine halifenin arşısına getirilir ve vergisi bir öncekinden çok daha fazla yükseltilir. Terlikler de ona geri verilir.
Bu kez Ebu Kasım terlikleri yakmaya karar verir, fakat hala ıslak oldukları için kurusunlar diye onları balkona koyar. Bir köpek onları görür ve onlarla oynamaya başlar. Bu arada terliklerden biri ağzından kayıp aşağıdaki caddeye düşer ve oradan geçmekte olan bir kadına çarpar. Bu kadın hamiledir ve çarpmanın şiddeti düşük yapmasına neden olur. Kocası zararın karşılanması için saraya gider ve bunun bedelini de artık fakirleşmiş olan zavallı Ebu Kasım öder.