GELENEĞİN MODERN ÇAĞA TANIKLIĞI,
M. Enes Ergene,
Yeni Akademi Yayınları, 2005
- M. Fethullah Gülen yeni bir çizgi üretmeyi denedi. Bir taraftan geleneğin verdiği güven duygusuna, diğer taraftan da yeni toplumsal değerlere tutunuyorlardı. Bu, büyük ölçüde sentezci bir tavırdı.
- Gülen hareketi bir tepkisel hareket değildir. Bu hareket toplumdaki mevcut bireysel ve sosyal ilişkilere yönelik tavırları daima müspeti esas almakta; bu ilişkileri güç ve zor kullanarak yıkma/devirme yerine, düzeni bozmadan alternatif geliştirme şeklinde gerçekleşmektedir. Bütün bu ilişkilerin temelinde birey, toplum ve insanlığa hizmet getirme gibi genel bir ideal ve amaç vardır.
- Hz. Ali (ra), Mısır valisi Malik bin Eşter’e gönderdiği mektubunda çoğulcu yaşam biçimine hukuki dayanak sunmuştur. Hz. Ali’ye (ra) göre Müslümanların hâkim olduğu bölgelerde iki ana gruba ayrılıyordu; biri, “Dinde kardeşlerimiz olan Müslümanlar”, diğeri de “Yaratılışta eşlerimiz olan gayri Müslimler”. Her ikisinin de korunma hakları vardır.
13. yüzyılda Moğollar tarafından esir alınanlardan Müslümanları bırakıp Hristiyan ve Yahudileri bırakmayan Moğol komutanına giden Takiyyüddin İbn Teymiyye esirlerin tamamı bırakılmadıkça bunu kabul etmeyeceklerini sert bir şekilde bildirmişlerdir. Müslümanların bu Yahudi ve Hristiyanları koruyucu kararlı tutumları karşısında Kutlu Şah tamamını serbest bırakmıştır. {Karadavi Yusuf, Gayrü’l-Müslimin fi’l Müctemai’l-İslami, s.10}
- Gülen hareketi, daha önce geçmiş herhangi bir hareketin ya da kriz ortamının yükselen herhangi bir değeri üzerinde ortaya çıkmadı. Hareket bütün geleneğini, görünme, teşkilat, yayılma ve tebliğ misyonunu, toplumsal ve ahlaki değerlerini, eğitim ve hazırlık kurumlarını kendisi üretmiştir. Bu seviyeye gelmesinde ne siyasi ve ideolojik ne de sosyo-kültürel ve İslami kendinden önce herhangi bir mirasın desteği olmadı.
- Sabır, tahammül, fedakarlık ve diğergamlık tepkisel ve radikal bir ruhun doğurabileceği bir ahlaki ideal değildir. Bu ancak bireysel ve toplumsal alanda müsbet hareketi esas almış bir dimağın ve hareketin üretebileceği bir değerdir. Ve Gülen hareketi temelde “müsbet hareket”i esas almış bir harekettir. Kavga, mücadele, tenkid ve dışlama bu ideali yıkar.
- K. Atatürk, C. Abdünnasır, Ahmet b. Bella Kıvama Ukruma, Robert Mugabe, Mahatma Gandi, Pol Pot, Ho Chi Minh, Sukarna ve Fidel Castro gibi batılı olmayan önderler kendi yöresel ve milli değerlerine ters düşmeyen erekleri benimsediler. Siyasi ve kamusal organizmalarını Avrupalı kökenlerinin izlerini taşır biçimde tasarladılar. Fakat Humeyni bunların hepsinden farklıydı. O, Avrupalı düşünce yapılarından etkilenmiş olsa da onları fiili olarak kabule yanaşmıyordu. Bu, devrimden yıllar önce Fransa’da sürgünde olduğu yıllarda bile böyleydi. Paris’e yalnızca 20 mil uzaklıkta olan “Neuphic-lechateav” köyünde 4-5 ay kaldığı halde Paris’e bir defa bile gitmeye tenezzül etmemişti.
- İslam her yerde, her şey olabilecek bir sosyal etkiye sahiptir. Hristiyanlar inançlarının gereğini yapmaya can-u gönülden istekli olsalar da siyasal ve toplumsal eyleme dönük taleplerde bulunmazlar.
- Bilimin giderek siyasi ve ideolojik bir güce dönüşmesi, son iki-üç asırlık batı sömürgesinin temellerini de atmıştır.
- Bilimin askerileşmesine yardımcı bilim dallarının temelleri de 19. asır boyunca atıldı. Antropoloji, etnoloji, sosyoloji vb. Özellikle de Antroplojinin katkısı önemliydi. Zira bilimin, üçüncü dünyanın sömürülmesine yönelik kullanımında en meşrulaştırıcı rolü o oynamıştır.
- Fatih, hayallariyle daha büyüktü. Onun bütün hedefi yalnız İstanbul’un fethi bir köy fethi gibi bir şey. Bu bizzat Fatih için de böyleydi. Zira hedefleri çok daha ötelere uzanıyordu. Hayalindeki ve hedeflerinde şeylere nispetle greçekleştirdiği şeyler gerçekten onun açısından azımsanacak şeylerdi. İşte Gülen (Fethullah Gülen) bu noktaya dikkat çekiyor. O, Fatih’i hayallerin enginliği ve büyüklüğü içinde sorguluyor.
- Tanzimat fermanında (1839) maarif ve eğitimle ilgili tek bir madde bile yoktur! Tüm maddeler siyasi ve sosyal yenilikleri içermektedir. İmparatorluk için dönüm noktası sayılmasına rağmen fermanda maarifle ilgili köklü bir reforma yer verilmemiştir.
- Eğitim meselesi hem yakın geçmişte, hem de Cumhuriyet tarihi boyunca yalnızca fikir ve siyaset elitiyle sınırlı kalmıştır. Yalnızca entelektüel kesimin ilgilendiği, söz söylediği, tartıştığı ve proje ürettiği bir alandı. Geniş halk kitleleri ne doğrudan, ne de dolaylı bu tür tartışmalara katılamazdı. Eğitim ve maarif, kitlelere bırakılmayacak kadar önemli ve özneldi!
- Diyalog da uzlaşı da, yalnızca karşılıklı saygı temelinde ve kendi varoluş temellerini inkar etmeden, beraberce yaşanabilecek ortak ve geniş bir sosyal alan oluşturma demektir. Yoksa bazı kesimlerin bilinçli olarak saptırdıkları gibi diyalog, bütüncül bir katılma ya da katma eylemi değildir. Onların tanımladıkları şeyi siyasi ve iktisadi açıdan sömürü; sosyal kimlik ve kültürel açıdan da asimilasyondur. Bu ise diyalog ve uzlaşının amacına terstir.
- Yeni bir toplum ve yeni bir medeniyet inşa edilecekse, bu ancak, ciddi bir ağitim kadrosuyla başarılabilecek bir şeydir ki, bunun da temelinde öğretmenlk mesleği yatmaktadır. Bu yüzden Gülen sık sık, böyle bir irfan kadrosunun zaruretinden bahsetmektedir
