ÂŞİNA GÜZELLER
Eser yazarı : İskender Pala
Yayınevi : L&M Yayınları, 2002
- Saatin çaldığı evkât değildir her bar
Müddet-i ömrü gelip geçtiğine eyler âh
Koca Ragıb Paşa
Saatin her saat başı çalmasının nedeni vakti bildirmek değil; belki ömrün gelip geçtiğine âh eylemektir.
- Meyan-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun
Şecaat arzederken merd-i kıptî sirkatin söyler
Koca Ragıb Paşa
Mayası bozuk olanlar, söz esnasında farkında olmadan kabahatlarini îma ederler. Nitekim Kıptî beyi de, kahramanlığını anlatmak için hırsızlıklarını örnek verir.
- Mescide koymadılar, meygededen sürdüler ah
Ne helala yarar olduk, ne harama nidelim
Necatî
- Bağrat’ta yedikleri ile hiç bir zaman tatmin olmayıp her yemekten sonra “yemeğin tatlısı yoktu” gibi kusurlar bulan adamı bir gün şehzade içinde her şeyin bol miktarda bulunduğu bir yemeğe çağırır ve adama istediği kadar yemesi için fırsat sunulur. Adam karnı tamamen doyduktan sonra şehzade adam dışarı çıkmadan önce “dur biraz daha ye yoksa bu kılıcı sana yedirecem” der. Adam da öldürülse bile bir lokma daha alamayacağını söyler. Bunun üzerine şehzade adamın tam olarak doyduğuna kanaat getirip adamı salıverir. Dışarıda bu adama eksiksiz yemek yiyip yemediğini soran kişiye bu adam “Kılıç korkusundan doğru dürüst yemek yiyermedik ki” demiş.
- Hırs ehlini toydı sanmanuz siz
Dünya tolı yığsa genc ü malı
Toymaz gözi gönli âdemînün
Geçmezse kanaat ile hâli
Lamiizade
- Zenginliği ve halka sunduğu refahla meşhur İran şahı Numan bin Münzir bir mimarbaşı Sinimmar’ı yanına çağırır ve ondan dünyada eşi benzeri olmayan tüm ihtişamı yansıtacak bir saray yapmasını emreder ve bunun için de iki yıl süre verir.
İki yılın sonunda sarayı yapılır ve Münzir mimarlık harikası muhteşem sarayı Sinimmar’la gezerken Sinimmar, Münzir’e bir bölmedeki taşı gösterir ve
- Şah-ı şahânım!.. Bendenizden adınıza bir saray yapmamı istediniz. İşte Havernak Sarayı dünya durdukça sizin adınızı yaşatacaktır. Sarayınızın anahtarı da şu gördüğünüz taştır. Eğer bir gün bu saraydan sıkılır da gönlünüz hoş olmazsa şu taşı çıkartınız. Bir saat sonra saray yıkılacaktır. Der.
Münzir mimarbaşını öceleri büyük mükafatlarla taltif etmek isterken içine düşen “ya bu taşın yerini başkasına da söylerse. Ya da böyle bir sarayıbaşkasına daha yaparsa” diye vesveseye düşer ve Sinimmar’ı Fırat’ın manzarasını seyrettikleri bir esnada sırtından itmiş. Mimarbaşı uçurumdan aşağı yuvarlanırken “diğer taş şahım, diğer taş..” sözü yankılanıyormuş.
Harikülade sarayda bir taş daha varmış ve eğer bu taş senede bir değiştirilmezse saray yine yıkılırmış.
- Sultan II. Mahmut bir gün tebdil-i kıyafet gezerken bir adama rastlar adam örse çekiç vururken her hamlede “Tıkandı da tıkandı” dermiş. Padişah bunun sebebini sorunca adam anlatmış. “bir gün bir rüya gördüm. Rüyamda bir sürü çeşme vardı bazıları şırıl şırıl akıyordu, bir tanesinden ise sadece damlalar vardı. O sırada bir pîr-i nuranî belirdi ve bana bu çeşmeler şunun, şunun, şunun dedi daklayan çeşmeyi de göstererek bu çeşme de senin dedi. Ben de damlayan çeşmeyi açmak için çeşmeyi bir çöple açmak istedim fakat çöpü çeşmeye sokunca orada tıkandı kaldı ve ddamlayan çeşme tamamen durdu. O gün bugündür de işlerim kötü gitti iflas ettim. Ben de “tıkandı da tıkandı” zikriyle boş örsü dövüyorum” padişah bunu dinleyince adamı merak eder ve adamı araştırtır. Meğer adam herkes tarafından “Tıkandı Baba” diye tanınırmış. Adamın tüm işleri ters gidermiş; çeşmeden suı doldurmak isterse çeşmeyi kurbağa tıkar, pazara bir mal almak için gitse ona sıra geldiğinden mal tükenirmiş…
Padişah bu adama acır ve bu adam sevinsin diye Ramazan ayında ona dilimlerinin altında altınlar olan bir tepsi baklava gönderir. Adam da bu baklavayı yemektense satmanın daha iyi olacağını düşünür ve satar. Bunu öğrenen padişah bu kez adama içi altınla dolu bir kızarmış hindi gönderir bu kez yine aynı adam gelir ve bunu da satın alır. Padişah bunu da öğrenir ve adamı saraya çağırır. Niye çağrıldığını bilmeyen adam endişelenir.
Padişah olup bitenleri adama anlatır ve adam heyecandan bayılacak gibi olur. Padişah merhamete gelir ve adama bir şans daha tanır onu sarayın hazine odasına götürüp eline bir kürek verir ve küreğe gelecek bütün aktınların adamın olacağını söyler. Heyecandan ne yaptığını bilmeyen adam küreği altınların içine sokar fakat ters tuttuğu için payına sadece bir tane aktın gelir. Tıkandı Baba düşer bayılır ve padişahın ağzından şu sözler dökülür:
- Vermeyince Ma’bud, ne yapsın Mahmud!?..
- Yıllarca çocuğu olmayan bir şark sultanın nihayetinde çocuğu olur. Fakat çocuk şehzadelik çağında iken ne kadar eğitim verilirse verilsin bir türlü hükümet bilgileri ile ilgilenmezmiş. En sonunda sultan ülkenin en ünlü mollasını huzuruna çağırır ve mollaya tehditvari bir şekilde oğluna gereken eğitimi vermesi için iki yıl süre verdiğini söyler aksi halde mollanın başını vuracağını söyler.
Aradan geçen iki yılın ardından sultan eğitimli çocuğunu tüm halkı bir meydana toplamış ve çocuğunu onlara takdim etmiş. Amacı çocuğun iki yıl içinde kat ettiği mesafeyi herkese göstermekmiş. Herkesin hazır bulunduğu böyle bir ortamda şehzade
- Ey halkım bir ok attım kebab oldu!..
- ?!..
Büyük bir sessizliğin ardından molla söze girmiş ve
- Değerli vatandaşlar! Şehzade veciz konuşmayı sever ben ne demek istediğini açıklayım demiş ve açıklamış; şehzademizle ava çıktığımızda bir ceylan gördük. Şehzade ceylana bir ok attı ve tam da isabet ettirdi. Sonra o ceylanı kebab ettik. Öyle nefis bir eti vardı ki!..
Bu açıklamanın ardında halkta büyük bir heyecan ve sevinç gösterisi şehzadede ise “vay be ben neymişim” duygusu. Sonra şehzade yine bir laf eder.
- Bir ok attım göl oldu!
Ahali bu laftan da bir şey anlamamış ve yine kürsüye hoca çıkmış ve açıklama yapmış:
- Ey ahali! Şehzademiz veciz konuşmaya devam ediyor, dilerseniz ben açıklayayım. Bir gün kırlarda gidiyorduk. Bir de ne görelim. Bir kaya gölün yatağını kapatmış göl kurumak üzere. Hemen şehzademiz bir ok attı ve kayayı tam da ortasından vurup parçaladı ve göl yine suyla doldu.
Bu açıklamanın ardından halk sevinç içinde, sultan gurur içinde. Herkesin yüzünde tebessüm. Bir müddet sonra alkışlar bittikten sonra şehzade yine söze başlamış.
- Bir ok attım aşure oldu?
- ?!..
Halk hiç vakit geçirmeden yine gözlerini hocaya çevirmişler.hoca bakmış bu söz hiç de içinden çıkılır bir söz değil, bu sözün te’vil edilecek bir hâli yok. Yerinden doğrulmuş va sultanın huzuruna varıp etek öpmüş ve boynunu bükerek:
- hünkârım, demiş, işte kılıç, işte kelle. Boynumu vurdurunuz, lakin ben de öğrenmek istiyorum, şu şehzade parçasına sorun bakalım nasıl aşure olmuş?!..
-
Zamanının güngörmüş akıllı geçinenlerden bir zat bir gün bir tımarhaneye uğramış. Oradaki bir deliye niçin orada olduğunu sormuş. Deli doktorlardan mazarratlı harfleri saymalarını istediğini söylediğinde doktorların onu urgana bağladıklarını söylemiş. Tecrübeli zat deliye mazarratlı harflerin neler olduğunu sormuş. Deli de bu harflerin Tı (t), Mim (m) ve Ayın (a) olduğunu söylemiş. Tecrübeli zat bunun ne demek olduğunu sorduğu deli, bu harflerin tama’ kelimesinin harfleri olduğunu dolayısıyla da bu harflerin mazarratlı olduğunu söylemiş. Bunun üzerine tecrübeli zat deliye teşşekkür edip oradan ayırlmak üzereymiş ki, deli onu yanına çağırmış ve “siz iyi birisine benziyorsunuz, size bir şey söylemek istiyorum. Ben buraya tıkıldığımda benim bir kese altınım vardı onları şu girişin yanındaki direğin ucuna gizlemiştim. Benim burdan çıkamayacağım için o altınlar bana fayda getirmez sen onları alabilirsin” demiş. Bunun üzerine tecrübeli zat keseyi almak üzere direğe tırmanmaya çalışmış fakat boyu bir türlü yetişemediği için deliden yardım istemiş, onun sırtına basıp direğin ucuna yetişmeye çalışmış. Fakat bu sırada deli birden çekilmiş ve tecrübeli zat yere yuvarlanmış. Bunun üzerine deli:
- Behey sersem! Sana tamahtan kendini koru demedim mi? Ne çabuk unuttun. Delide para ne gezer. Haydi var diyelim, direğin tepesine para saklanır mı? Var imdi çek hırsının cezasını!…
-
Halife Me’mun yolda giderken bir adam önünü keser ve aralarında şu konuşma geçer:
- Ey emir! Ben Arap taifesinden bir adamım.
- Olabilirsin. Bunda hayret edilecek, yahut garipsenecek ne var ki?
- Efendim hacca gitmeye niyet ettim.
- Yol önünde!
- İyi de param yok.
- Öyleyse senin üzerinden hac borcu düşmüştür. Hac ile mükellef değilsin ki.
Adamın tepesi atar ve çekinmeden şöyle der:
- Ey halife! Ben sizden ihsan almayı umuyordum, fetva almayı değil!..
Me’mun gülmeye başlar ve adama gereken ihsanda bulunur.
-
Osmanlı döneminde arşivcilik yapılan çuvallara o dönemin tarihi atılırmış. Arşivcilikte çalışan birsi bu çuvallardan kendine bir elbise yapmıi ve dolayısıyla da giydiği elbisede tarih yazılı imiş. Tarih olarak da aylardan “Cemaziyelevvel” yazısı varmış. Gel zaman git zaman bu adam çok yükselmiş ve samur kürkler, işlemeli kaftanlar giyer olmuş. Meclisin birinde bir gün o adamdan bahsedilirken birisi:
- Adamın bu haline bakmayın biz o adamın cemaziyelevvelini biliriz. Demiş.
O günden sonra birisinin geçmişteki hatasından dolayı “cemaziyelevvelini bilmek” kinaye olarak kullanılmaya başlanmış.
-
Ahfeş’in keçisi
Ahfeş isimli bir hoca zamanında işinin hakkını verme adına sınıfta hiç kimse olmasa bile dersini anlatmaya devam edermiş. Ahfeş sınıfın tamamen boş olduğu zamanlarda bir muhatap olursa daha iyi ders anlatılacağını düşünerek bir keçiye ders anlatmaya başlamış. Ahfeş dersi anlattıktan sonra “anladın mı” der sonra ipi çekince keçi başını ipten dolayı sallarmış. Zamanla keçide şartlı refleks olmuş ve artık “anladın mı” yı duyar duymaz başını sallıyormuş.
-
Ne mülk ü mal çerh verse memnunem çerh: talih
Ne mülk ü malden avare kılsa mahzunem
Fuzuli
-
Sultan Abdulaziz ve beraberindeki heyet Avrupa’da sergi gezerlerken makinalar arasına eğlence maksadıyla koyulmuş bir dinamometre görürler. Bu dinamometreye gelen geçen yumruk atıyor ve kolunun gücünü ölçüyormuş. Ve bu aletin ismi de “Tete Turque (Türk kafası)” dır. Sultan Aziz buna pek içerler ve başyaveri Kayserili Halil Paşa’dan buna bir yumruk atmasını ister. Onları izleyen herkesin meraklı bakışları arasında Kayserili Halil Paşa buna bir yumruk atar ve Fransız mihmandarı olan başyavere dönüp:
- Bu tete Turque değil… Türkün kafasına vurulamaz. Bu olsa olsa tete Europeenne olmalı ki bir vuruşta dağıldı.
-
Mecnun ile ben mekteb-i aşk içre okurduk
Ben Mushaf’ı hatmettim o ve’l-Leyli’de kaldı
Fuzuli
-
Bu gamlar kim benim vardır bağırın başına konsa
Çıkar kafir cehennemden güler ehl-i azab oynar
Fuzuli
-
“Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler (var ya), onlara gök kapıları açılmaz ve deve, iğnenin deliğinden geçinceye kadar (=hiç bir zaman) cennete giremezler (A’raf, 40).”