SUÇ VE CEZA
(Prestupleniye i Nakazaniye)
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Şule Yayınları, 2007, İstanbul,
- Hiç umut olmadığı halde borç para dilenmek talihsizliği
- Her insanın çalacak bir kapıya ihtiyacı vardır. Zira, gün gelir, bir kapıyı çalmanız mutlak bir zaruret hâlini alır.
- Ağlaya ağlaya, hıçkıra hıçkıra, ellerini oğuştura oğuştura evlendi! Zira kapısını çalacağı başka kimse yoktu! Anlıyor musunuz delikanlı, anlıyor musunuz çalacağınız tek bir kapı bulunmamasının ne demek olduğunu?
- -büyük bir sürpriz, o ana dek çok nadir karşılaşan lüks olarak- ilk gün işten eve dönünce, baktım ki Katerine İvanovna iki çeşit yemek hazırlamış.
- Biliyor musunuz, insan kınanmadığında bu onu daha çok yaralıyor.
- Bay Lebezyatnikov kendisine vurduğunda vücudu incindiğinden değil, duyguları incindiğinden yatağa düştü.
- Artık, problemlerinin çözümsüz olduğunu düşünüp durarak, hiçbir şey yapmadan, acı içinde sürünme zamanı değildi; harekete geçmenin, derhal ve süratle harekete geçmenin zamanı çoktan gelmişti. Şunda veya bunda karar kılmalıydı, ne olacaksa olsundu artık; ya da…
- [yüzde: istatistikî yüzdeler "kadınların %70'i şiddete maruz kalıyor" gibi.] Öylesine sakinleştirici ve bilimsel kelimelerdi ki bunlar, bir kere “yüzde” deyiverdin mi, artık endişeye regek yok demektir. Eğer başka bir kelime kullansaydı, o zaman belki de rahatsız ederdi insanı… Peki, ya Duneçka da bu yüzdeye dahilse?… Şu yüzdeye olmazsa öbürüne?…
- Bir keresinde koca bir kışı odasında hiçbir şey yakmadan geçirmiş, hem de bu durumu kendisinin tercih ettiğini öne sürmüş, gerekçe olarak da insanın soğukta daha iyi uyuduğunu göstermişti.
- her insanın, başkalarının kendisine acıyabilecekleri bir yanı olmalı!
- -Raskolnikov’un insan olarak değil bir bit olarak gördüğü öldürme isteğine binaen- hiçbir hastalıklı yıkıma maruz kalmayacağına ve plânlarını uygulayacağı süre boyunca muhakeme ve iradesinin sağlam kalacağına kanaat getirdi. Bunun, basitçe, tek nedeni vardı: Kendisinin düşündüğü şey bir “suç değil” di ki…
- “Eğer tamamen suçsuz olduğunu biliyorsan, korkman için ne gibi bir sebep kalıyor ki?…”
- Felâket bize değil de komşumuza gelip çattığında, duygularımız ne denli samimî olursa olsun, ne kadar acırsak acıyalım yine de hissetmekten kendimizi alamadığımız, hatta en yakın ve aziz tutulan kişilerde bile görülen o garip memnuniyetin sıcaklığı vardı yüreklerinde.
- Onun gibi iyi eğitim öğretim görmüş, tanınmış bir aile kızının, benimle evlenmeye razı olabilmesi için ne korkunç bir sefalet içinde bulunması gerektiğini tahmin edebilirsiniz. Ama razı oldu! Ağladı, hıçkırdı, ellerini ovuşturdu ve razı oldu! Çünkü gidebilecek başka hiçbir yeri yoktu. Düşünebiliyor musunuz, insanın gidebilecek hiçbir yeri bulunmamasının ne demek olduğunu düşünebiliyor musunuz sayın bayım? Hayır! Siz bunu daha anlamazsınız…
- En az on dört, belki de yüz on dört tane yanlış teori üretmeden bir tanecik gerçeğe ulaşılmaz ve bu da kendine göre onurlu bir şeydir; ama biz yanlışlarımızı bile kendi kafamızdan üretemiyoruz. Bana en büyük yanlışlıklarla dolu saçmalıkları söyleyin, eğer bunlar bizzat sizin saçmalıklarınızsa, sizi bağrıma basarım! Başkalarının doğrularını söylemektense kendi yalanlarınızı söyleyin daha iyidir desem yeri var; böyle yaptığınızda hiç değilse insansınız demektir; aksi durumda ise, papağandan farkınız yoktur. Hakikat hep vardır, varlığını sürdürür; ama hayat tıkanır, kesintiye uğrar, örnekleri vardır bunun. Peki, şu hâlde biz neyiz şimdi? Biz hepimiz, istisnasız, bilim, ilerleme, düşünce, buluş, idealler, arzular, liberalizm, muhakeme, tecrübe bakımından; her şey, her şey, her şey açısından, daha ana okulundaki çocuk hükmündeyiz! Başka insanların fikirleriyle geçinip gitmekten memnunuz.
- Neyse ki, en azından yüzün kızarabiliyor, sevindim buna.
- İş, akıllıca hareket etmeye geldiğinde, tek başına zekâ yeterli değildir.
- Talihli insanlardır şu kilitleyecek bir şeyi olmayanlar.
- Istırap ve acı çekmek, geniş bir akla ve derin duygulara sahip olan insanlar için bir mecburiyettir.
- Sağlıklı kişi esas itibariyle bu dünyaya ait bir varlıktır, dolayısıyla da, düzen ve bütünlüğün var olabilmesi için yalnızca bu dünyanın hayatını yaşaması lazımdır. Fakat, hasta olur olmaz, yani organizmanın normal dünyevi durumu bozulur bozulmaz, öbür dünya ihtimali ortaya çıkmaya başlar ve hastalık ilerledikçe öbür dünya ile olan temaslar da artar, böylece de insan, ölümle birlikte bütünüyle o dünyaya girer.
- -heyecan, kalp çırpıntısı vs.- O, benzersi ölçüde iyi yaşanlar söyler; ama kendi yaradılışına güvenmesi mümkün değildir.
- Raskolnikov, öldürmeyi düşündüğü kocakarıyı öldürme nedenini meşrulaştırırken bunu bir kötü iş yaparak yüz iyi işin önünü açmak şeklinde tasarlıyor ve kendine örnek olarak da Napolyon’u alıyor.
- İktidar ancak eğilip onu almaya cesaret edenlere veriliyor. Gerekli olan tek şey var, tek bir şey: cesaretli olmak.
- Eğer kendime “İnsan bir bit midir?” sorusunu sormuşsam, demek ki benim için insan bir bit değildi; oysa bu soru aklının ucundan bile geçmeyen ve böylesi tek bir soru bile sormadan dimdik yürüyüp ilerleyen birisi için, insan bir bit olabilirdi…
- Sonunda hiç istisnasız her bekâr kadın üzerinde kesin bir etkiye sahip olan, hiç kimseyi hayal kırıklığına uğratmayan, kadın kalbini ele geçirmede en geçerli ve en güvenilir araç olan yöntemi sahneye koydum. Pohpohlamaktan bahsediyorum tabi ki. Yeryüzünde açık sözlülükten daha zor ve pohpohlamaktan daha kolay bir şey yoktur. Açık sözlülükte yüzde bir oranında bile yanlış bir nota olsa, sonuç tam bir ahenksizliktir, dolayısıyla da başınız derde girer. Oysa pohpohlamada, bütün notalar falsolu da olsa, sonuç kabul edilebilir bir şeydir ve zevkle dinlenir, kulağa hoş gelir. Bu zevk aslında az çok kaba olabilir, ama yine de, her şeye rağmen zevktir işte. Yapılan övgüler ne kadar bol keseden olursa olsun, hiç değilse yarısı kesinlikle doğruymuş gibi görülür. Bu, toplumun her sınıfında ve gelişmenin her aşamasında böyledir.
- “Biliyorum, zalim bir adamım ben” diye düşündü. “Fakat hiç de lâyık değilken neden bu kadar seviyor onlar da beni? Ah, keşke yapayalnız olsaydım da hiç kimse sevmeseydi, ben de hiç kimseyi sevmeseydim. O zaman bütün bunlar asla vuku bulmazdı!
- Kazınmış kafasından ya da prangalarından utanmıyordu, hayır. Onu hasta yatağına düşüren şey, gururunun aldığı yaraydı.
- Ah siz, şu beş para etmez, reddetme üstadı kâhin filozoflar, niye yolun yarısında duruyor, daha öteye gitmiyorsunuz?
- Kendisinden çok daha ağır suç işlemiş olanlar kendisini küçümsüyor, işlediği suçla dalga geçiyorlardı. “Sen bir beyefendisin!” diyorlardı. “Bu işi baltayla yapmamalıydın; bu hiç de bir beyefendiye yakışan bir şey değil”
- “yoksulluk ayıp değil, bir gerçek. Sarhoşluğun erdem olmadığı ise daha büyük bir gerçektir. Ama sefillik, sayın bayım, sefillik yüz karasıdır. Yoksullukta yaradılıştan gelen soylu duygularınızı koruyabilirsiniz, sefillikte ise asla! Sefil bir kimseyi insanlar Aralarından uzaklaştırmak için sopa kullanmazlar, süpürgeyle süpürürler; onu daha çok aşağılamak içindir bu; ve hakları da yok değildir böyle davranmakta, çünkü sefilliğe düştüğünde kişioğlunun ilk kendisi hazır Olmalıdır kendini aşağılamaya.