MİLLİ ŞEF DÖNEMİ
Çok-partili hayata geçişte rol oynayan iç ve dış tesirler 1938-1945,
Dr Osman Akandere,
İz Yayıncılık, İstanbul, 1998
- 23 Temmuz 1908 Meşrutiyeti ile Türkiye’de ilk siyasi faaliyetler başlamıştır. 1908-1918 seneleri arası en önemli siyasi kuruluş İttihat ve Terakki Cemiyeti (Partisi)’dir. 1908-1913 arası çok partili bir yönetim, 1913-1918 arası İttihat ve Terakki’nin tek-parti idaresi mevcuttur. 1918-1922 arası Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın etkin olduğu dönemdir. 1923-1945 ise tek-partili CHP yönetimi vardır.
- 1924-1925 Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Takriri Sükun Kanunu, dini ve etnik menşeleri önlemeye yönelik, ile tüm muhalifler susturuldu) ve 1930 Serbest Cumhuriyet Fırkası (Atatürk tarafından kurulmuş güdümlü muhalefet partisi) kesintiye (ilgi görmesi sebebiyle) uğratıldı.
- Şeflik taraftarlarına göre, dünyada birçok millet, içinde bulundukları bunalımdan kurtulmak için kendilerini temsil edecek bir şef aradıkları dönemde, Türk milleti sahip olduğu şefiyle kendisini kurtaracağı gibi diğer milletlere de örnek olacaktır. – Şefine güvenen ve şefin kendisine güvendiği bir millet yenilemez. – Milli şef değişmez ve sorumsuzdur. Milli şefin sık sık değişmesi partinin otoritesine zarar vereceği gibi, milletin şefi olmuş bir kişinin her dört senede bir şefliğinin devam edip etmeyeceğini görüşmek de onun otoritesine zarar verecektir. – Milli şef, vatanı kudretle yürütmekte ve yarınki Türkiye’nin sağlam temellerini (!?) kurmaya çalışmaktadır. – Milli şef yol göstericidir, bir mürebbi yani eğiticidir. Onun bütün çabası milletini yetiştirmektir. Bu nedenle Milli Şefin sözleri herkes için bir ders, (Reşat Şemsettin Sirer) sonsuz bir ilham hazinesi ve bir ömrütüketecek kadar izah ve tahlil edilecek zenginliktedir. (Emin Erişgil). – Milli Şefin çocuklarının “Türk Kuşu Pilot brövesi alması dolayısıyla yapılan törenlerde TBMM Başkanı Başbakan ve Bakanlar törene katılırlar ve yaptıkları konuşmalarla Milli Şefe ve çocuklarına yaranmaya çalışırlardı.
- İnönü 1938-1972 arası CHP genel başkanı olarak kalmış ve bu süre zarfında karşısına bir tane bile rakip çık(ama)mamıştır
- Şevket Süreyya Aydemir’e göre İnönü’nün Milli Şefliği kabul etmesi Atatürk’le başlayan fakat tamamlanamayan ve hatta kökleştirilemeyen inkilapların devamını sağlamaktı.
- “Sene 1945. Elinde mutlak kudreti tutan bir diktatör (…) Diktatör bir gecekondu diktatörü değil, Kuvveti herkes tarafından bilinen bir ordu gözünün içine bakıyor…” Metin Toker, Akis, S.301, (30 Mayıs 1960)
- Milli Şefi bir konserde, bir temsilde, at yarışlarında gösterilen fotoğraflar “devlet zoru” ile gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanırdı.
- “1930′lara gelindiğinde birçok Kemalistin gözünde liberalizm ve demokrasinin eski itibarı kalmamış durumdaydı. Tek partili rejimler özellikle İtalya’daki faşistler, çok çekici bir seçenek sunuyorlardı (…) Faşizm hem milliyetçi, hem de yurtseverdi ve bu yüzden Ankara rejimine daha uygun düşüyordu” Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizm’e, Çev.Fatmagül Berktay, İstanbul 1986, s.235-236
- Milli Şefin değişmez olduğu kabul edilerek ileride bir seçim yapılmasının önüne geçilerek bunun imkansızlaştırtılması gibi sebeplerle “milli şeflik” bir müessese olarak antidemokratik bir karakter gösterir. Milli şefin yetkileri göz önüne alınırsa bir cumhurbaşkanının çok üstünde olduğu da görülür.
- 1924 anayasasına göre TBMM’nin üstünlüğüne dayalı “parlamenter” sistem olması öngörülür fakat “şef sistemi” anayasaya da aykırı bir kurum olarak hen de TBMM’de uzun yıllar devam edegelmiştir. – O yıllarda meclis, hükümet hukuken vardılar, fakat politikayı İsmet İnönü idare ediyordu. (Metin Toker)
- CHP üst yönetimine getirilen kişiler İnönü tarafından belirlenmiştir. Bu kişilerin fikir yapıları birbirine ters olmuş, parti içinde kendisine karşı çıkanlar, uzaktan da olsa rakip olabilecekler ve parti içinde biraz sivrilenler ya cezalandırılmış, ya da sindirilmiş veya değişik yollarla safdışı bırakılmışlardır.
- CHP, geniş halk kesimlerine inememiş, halk CHP’li yönetici ve bürokratlar tarafından tepeden bakılan, cahil köylüler olarak görülmüştür.
- İnönü siyasette kendisi için tehlikeli gördüğü kişilere aktif görevler vererek etkisiz hale getirmiştir. – Nadir Nadi’ye göre İnönü iyi bir çalışma ekibi kuramamıştır, memleket davalarını; kişiliği olan, üstün yetenekli adamlarla tartışmaktam hoşlanmadığını, bu nedenle yanına daha ziyade, emirlerine tartışmasız boyun eğecek memur yaratılışlı kişileri toplamıştır.
- O yıllarda kurulan tüm hükümetlerde CHP programı esas alınmış hatta CHP prensipleri “Anayasa”ya bile girmiştir (altı ok..).
- CHP’ye itimat edilmelidir. Demokrasinin bu günkü gelişmesi icabı budur. (Ahmet Şükrü Esmer, “Reyimizi Kime Vereceğiz?”, Ulus, (20 Temmuz 1946))
- Parti içinde kurulam Mustakil grup bir nebze demokrasi icabı olan muhalefet amacıyla oluşturulmasına rağmen, iktidarın her dediğini benimseyen ve hiç bir etkinliği olmayan pasif bir oluşum olarak kalıyor.
- Devlet, elindeki siyasi, sosyal ve iktisadi baskı unsurlarını toplum bünyesindeki sosyal sınıflardan bir veya bir kaçının lehine kullanmış, diğerlerinin ise üzerinde aleyhlerinde olacak bir tutumla baskı yapmak ve sınırlamalar getirmek gibi davranış içine girmiştir.
- “Biz; varlığı yokluğa, ucuzluğu pahalılığa çevirmek gibi bir marifet gösterdik”. Ahmet Emin Yalman, “Ebedi bir Tecrübe Tahtası”, Vatan, (13 Kasım 1945)
- “Harp içinde bulunan memleketlerde bile hayat pahalılığı yüzde 20-25′i aşmamışken bizde yüzde 500′ü bulmuştur” Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik, Ankara 1982, s.224.
- Devlet kendisinin tek alıcısı ve satıcısı olduğu şeker, temel gıda maddeleri, tekel maddeleri ve Sümerbank mamülleri gibi malların fiyatlarını piyasa değerinin sekiz on misli üstünde satmıştır. Buna karşılık buğday, fındık, üzüm, tütün, incir gibi ürünler devlet rafından en fazla bir iki misli fiyatlarla alınmıştır.
- “Devlet, stoklamak amacıyla köylüden ve çiftçiden aldığı tarım ürünlerinin bedellerini ödemek amacıyla sık sık emisyona giderek para basmış, hazine ve merkez bankası kaynaklarına başvurmuştur. Bu durum paranın değer kaybetmesine neden olmuş ve özellikle köylü ve üreticinin elindeki paranın alım gücü azalmıştır.” Feridun Ergin, “Türkiye’de Harp Maliyesi”, İÜİFM, c.4, S.2, (İkinci Kanun 1943), s.165-167
- “943′deki tifüs salgını sırasında halka en iyi korunmanın temizlik olduğu söylenilmiş, fakat fakir halk yıkanmak için bir kalıp sabun bile bulamamıştır.” Korkut Boratav, Türkiye’de Devletçilik, Ankara 1982, s.226.
- 1943lerde bir devlet büyüğününün halka karşı umursamaz tavrını dile getirişi; “Köylü zengindir. Un çuvalına benzer. Vurdukça tozar” Ziya Şakir, Celal Bayar (Hayatı ve Eserleri), İstanbul, s.73.
- “Geldi İsmet, Gitti Kısmet” halk arasındaki bir tekerleme.
- İçini dökemeyen vatandaş hükümete karşı küskünlüğünü nasıl göstereceğini bilemiyordu. İki buçuk liralık kağıt paralara, üzerindeki İnönü resimleri kulağından sigara yanığı ile delinmiş olarak, bol bol rastlanıyordu.
- Varlık vergisini ödeyemeyenlerin bir müddet sonra bakayaları siliniştir böylece parasını tam verenler mağdur konumuna düşmüşlerdir.
- Bir vergi çeşidi; “Yol Mükellefiyeti”.
- “Beden Terbiyesi Kanunu”; 17 Nisan 1940′ta çıkartıldı. Belirlenen yaşlar arasındaki kişiler haftanın yedi gününün dört günü beden faaliyeti yapma mecburiyeti altındadır.
- Bir çok sol görüşe sahip kişi, gazeteci ve yazarlar “Önceki dönemdeki (Atatürk dönemi) hürriyetsizliği arar olduk” demişler. Sabiha Sertel, Roman Gibi, Belge Yayınevi, İstanbul, 1987
- “Gerek üst düzey yöneticilerin ve gerekse küçük memurların terfilerinde, partiye sadakat ve parti menfaatleri doğrultusunda hizmet etmeleri esas alınmıştır. Bu durum, her kademedeki memurun CHP’yi gereğinden fazla şiddet ve tarafla tutmalarına yol açmıştır.” Cevat Baykal, “Paracı Memurlar”, Millet, c.6, Y.3, S.139, (7 Ekim 1948), s.11.
- “Trakya müfettişi Turgut Bey gelmişti. Şikayete gittik, dedi ki: -Bia çalışıyoruz, çabalıyoruz. 7 kuruşa kömür yapıp, Çerkez Köyü’ne indiriyor, boşaltması bile bize ait olmak üzere, işletmenin deposuna müteahhit hesabına teslim ediyoruz. Müteahhit oturduğu yerden 2 kuruş kazanıyor ve kömürü işletmeye 9 kuruşa devrediyor. Bunun haricinde bizden yüzde yirmi su payı kesiyorlar. Yüzde 5 fire farkı veriyoruz. Bize günah değil mi? Biz bunları müfettişe anlattık. O da bize şöyle cevap verdi: -Çocuğa ekmek verirseniz yere atar sonrada: “Anne, anne” diye ağlayarak ekmek ister. İşte Necati Bey size ekmek veriyor, siz de hala: “Bize ekmek” diye bağırıyorsunuz. Yapmazsanız kendiniz bilirsiniz.” Faruk Fenik, “Köylünün Dertleri 1″, Vatan, (27.11.1945)
- 1946 Meclisinin ilk başvekili (Recep Peker), odasının penceresinden gördüğü vatandaş topluluğu için şöyle demiştir “Bir sürü basit giyinişli ve kasketli insanlar…” Recep Bilginer, “946′dan 950′liye”, Siyaset, Y.1, S.4, (30 Mart 1951)
- Bazı CHP’li milletvekilleri “Türkiye’nin esasen demokratik rejim altında bulunduğunu” bundan daha iyisinin hayal olacağını ifade ediyorlar ve bu doğrultuda demeç veriyorlardı. Erer, Basında Kavgalar, s.134-135.
