İKİNCİ LEMA
- اِذْ نَادَى رَبَّهُ اَنّىِ مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Ey Rabbim! Bana gerçekten zarar dokundu. Sen ise merhametlilerin en merhametlisisin.Demişti” (Enbiya 21/83)
- Hz Eyyub (as) pek çok yara bere içinde kalmış fakat her zaman sabretmiştir. Yaralarının zararı kalp ve lisanında hissedilince “Ya Rab, zarar bana dokundu. Lisanen zikrime ve kalben ubudiyetime halel veriyor” diyerek münacat etmiştir. Hz Eyyüb’ün (as) duası kabul edilmiş, merhamete mazhar olmuştur.
BİRİNCİ NÜKTE
- Hz Eyyub (as)’ın zahiri hastalıklarına bedel bizlerin batıni, ruhi ve kalbi hastalıklarımız vardır. Bizim bu rahatsızlıklarımız Hz Eyyub’dan çok daha ağır ve dehşetlidir.
- İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza yaralar açar.
- Hz Eyyub’un (as) yaraları dünyevi hayatını etkiliyordu, bizim manevi yaralarımız ise ebedi hayatımızı tehdit ediyor.
- Herbir günahta küfre gidecek bir yol vardır.
- Günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
- Günah işleyen bir adam günahın sıkıntısından kurtulmak için melaike ve ruhaniyyetin vücudu ona ağır gelir ve onları inkar etmek arzu eder. Fakat inkar ile vazife-i ubudiyyetin sıkıntısından daha büyük sıkıntı çeker. Sineğin ısırmasından kaçar yılanın ısırmasını kabul eder.
İKİNCİ NÜKTE
- İnsanların sıkıntı ve musibetlerden şikayet etmeye hakları yoktur.
Birinci Vecih
- Cenab-ı Hak insana giydirdiği vücut libasında istediği gibi tasarruf eder. Keser, biçer, tebdil eder tağyir eder.
İkinci Vecih
- Hayat musibetlerle, hastalıklarla tekemmül eder
Üçüncü Vecih
- Bu dünya mükafat ve mücazat yeri olmadığından. Burada çekilen ızdıraplar ibadet hükmüne geçeceğinden şekva değil şükür gerekir.
- İbadet iki kısımdır; menfi ve müsbet. Müsbet malumdur. Menfi olan ise hastalık ve musibetlerlerin ibadet hâlini alması ile olandır.
ÜÇÜNCÜ NÜKTE
- Zevali lezzet elemdir. Çilelerin sonucu ise manevi ve daimi lezettir.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
- Cenab-ı Hakk’ın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir.
- Cenab-ı Hakkın verdiği sabır kuvveti her musibete karşı gelebilir.
- Geçmişteki musibetin elemi gitmiş, lezzeti kalmış; sıkıntısı gitmiş, sevabı kalmış. Gelecek ise daha gelmediğinden acısını şimdiden çekmeye gerek yoktur.
- Yarın acıkacağını düşünerek bugün bir sürü yemek yemek gibi, gelecekteki acıları düşünüp müteellim olmak da öyle ahmaklıktır.
- Şükür nimeti ziyadeleştiriyor, şekva musibeti artırıyor.
BEŞİNCİ NÜKTE
- Asıl musibet dine gelen musibettir. Dini olmayan musibetler, hakikat noktasında musibet değillerdir.
İkinci Mesele
- Maddi musibetleri büyük gördükçe büyür, küçük gördükçe küçülür.
- Bırak ey bîçare feryadı, beladan kıl tevekkül.
Zira feryad bela-ender, hata-ender beladır bil.
Eğer bela vereni buldunsa, safa-ender, atâ-ender beladır bil.
Eğer bulmazsan bütün dünya cefa-ender, fena ender beladır bil.
Cihan dolu bela başında varken, ne bağırırsın küçük bir beladan, gel tevekkül kıl!
Tevekkül ile bela yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.
Üçüncü Mesele
- Her zamanın bir hükmü vardır. Bazı zaman bela belki bela değil, belki lütuftur.
HATİME
- Cenab-ı Hak hadsiz kudretini göstermek için insanı fakir, aciz eylemiştir.