لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ“Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksandan tenzih ederim.gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum.” (Enbiya 21/87)
Hazreti Yunus (as) balığın karnında iken deniz, balık ve gece onun aleyhine itifak etmişler.
Hazreti Yunus’u (as) sadece denize balığa ve geceye hükmedebilen bir zat kurtarabilirdi.
Hazreti Yunus (as) balık karnında iken devamlı surette dua etmiş ve böylece kurtulmuş.
Bizim durumumuz hz yunus’un (as) surumundan daha müthiş bir vaziyettedir. Bizim açımızdan gecemiz (istikbal), denizimiz (dünya) ve nefsimizin arzuları (nefsimiz) aynı şekilde bizleri mahvetmeye çalışıyor.
Balık Hz.Yunus’un (as) yalnız yüz senelik hayatının, bizim durumumuz ise ebedi hayatımızın mahvına çalışıyor.
Bizlerde aynen Hz Yunus (as) gibi Rabbimize iltica edip O’na (ra) dua etmeliyiz.
La ilahe illa ente cümlesiyle istikbalimize, sübhaneke, kelimesiyle dünyamıza, inni küntü minez zalimin Fıkrasıyla nefsimize nazar-ı merhameti çevirmeliyiz.
Madem insan, mahiyetinin câmiiyeti itibariyle sıtmadan müteellim olduğu gibi, arzın zelzele ve ihtizazatından ve kâinatın kıyamet hengâmında zelzele-i kübrasından müteellim oluyor. Ve nasılki hurdebînî bir mikrobdan korkar; ecram-ı ulviyeden zuhur eden kuyruklu yıldızdan dahi korkar. Hem nasılki hanesini sever, koca dünyayı da öyle sever. Hem nasılki küçük bahçesini sever, öyle de hadsiz ebedî Cennet’i dahi müştakane sever. Elbette böyle bir insanın Mabudu, Rabbi, melcei, halaskârı, maksudu öyle bir zât olabilir ki, umum kâinat onun kabza-i tasarrufunda, zerrat ve seyyarat dahi taht-ı emrindedir. Elbette öyle bir insan daima Yunusvari (A.S.) لاَ اِلهَ اِلاَّ اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّاِلمِينَ demeye muhtaçtır.