Çiçekçi
Yalnız başına yaşayan çiçekçi güne, artık melodi sesinin tüm saliselerini ezberlediği çalar saatin gıcık edici sesi ile başladı. Yatmak için kullandığı kanepeden önceki günlerde de olduğu gibi dijital masa saatinin defalarca çalması ve aradan beş - on dakika geçmesinin ardından bitkin vücuduyla ancak kalkabildi.
Gözlerinin açmış olması, kendisini yarı uykulu yarı uyanık hissetmesini engellemiyor, tüm vücudunu kaplayan derin yorgunluk üzerinden gitmiyordu.
Biraz önce kalktığı kanepe adeta onu kendisine doğru çekiyor, yavaş ve isteksiz hareketleri, uykunun verdiği sersemleşmiş zihinle saçmalaşıyordu. Yüzünü yıkamak ve kapalı kalmakta ısrar eden gözlerini açabilmek üzere hızlı olmaya çalışan ancak yine de sendeleyen adımlarla dolambaçlı koridorun duvarlarına çarpa çarpa banyoya doğru yürüdü. Banyoya geldiğini sol kolunun banyo kapısının koluna çarpmasıyla anladı.
Yüzeyinde kir noktacıklarıyla karışık hafif siyahlıklar olan aynanın karşısına geçti. Tam uyanamamış olması, işe vaktinde gitme zorunluluğu, yatağa geri dönme iştiyakı kafasını dağıtıyor, yarı uykulu hâli ile karmaşa yaşıyordu. Aynaya bakıp, önce kendini algıladıktan sonra elini yüzünü beyaz renkli yoğun kireçli suyla yıkadı.
Saçlarını eliyle düzeltmeye çalışırken, kiracısı olduğu eski apartman dairesinin bu tarafındaki nemli ve siyahlaşmış duvarın yanındaki paketi açık elde yıkama deterjanı, ıslaklıktan dolayı bir kısmı sıvılaşmış sabun, yarım kalmış birkaç değişik şampuan ve yıkanmayı bekleyen çamaşırların kirli kokularının karışımından müteşekkil boğucu havayı burnuna çekti.
Kirli elbiselerini yıkaması gerekmesine rağmen, bunu bir gün önce olduğu gibi yine yapamayacaktı. Trene yetişebilmesi için vakit kaybetmemeliydi.
Banyodan çıkan çiçekçi tam olarak uyandıktan sonra acele etmesi gerektiğini daha çok hissetti. Bir şeyler atıştırıp işe vaktinde gitmeli, bunun için de binebileceği ilk banliyöye yetişmeliydi.
Kahvaltı hazırlayabilmesine yetecek vakti yoktu. Mutfağa girip kapının solundaki buz dolabını açtı ve atıştırılabilen kahvaltılıkları yemeye koyuldu.
Meyve suyunun şişesinin dibindekileri dökmesi için bir bardağı yıkaması gerektiğini anladı ve bunun için çeşmeyi açıp bardağı yıkamaya teşebbüs ettiyse de bundan vazgeçip meyve suyunu kutusu ile içti.
Bu sırada yeni evli yan komşularının mutfağından da sesler geliyordu. Ses, kahvaltı sonrası bulaşıkların yıkanmasından veya kahvaltının yeni hazırlanmasından dolayı olabilirdi. Bunu düşünmek için vakti yoktu fakat yine de bir aile hayatı olmasını kim bilir kaçıncı kez, bir daha anımsadı.
Atıştırmasını sürdürürken bir yandan da elbiselerini giymeye çalışıyordu. Dolabı açtığında, giyebileceği temiz elbisesi kalmadığını gördü. Bütün elbiseleri kirliydi. Çiçekçi, giysiler arasından en az kirli olanlarını seçip, giydi ve hızlı adımlarla kendini dışarı attı. Evin kapısını kilitlemeyi de ihmal etmedi zira evde kendisinden başka kimse yoktu.
Kendisine son çeki düzeni asansördeki büyük aynada verdi. Birlikte indiği ve daha sabahın ilk saatlerinde konuşmaya dalmış olan iki arkadaşın samimane muhabbeti dikkatinden kaçmadı. Onun böylesi hararetle konuşabileceği kimsesi yoktu.
Asansörden, önce tanımadığı ikili çıktı. Ardından çiçekçi dönüp kendi kendine gülümsedi ve aynaya göz kırptıktan sonra oradan ayrıldı. Bina çıkışında bir otomobil vardı. Şoför kısmında oturan kişi eğilmiş, ön kapıyı açmaya çalışıyordu. Araba dışındakiler ise ön ve arka kapıya yaklaşmış içeri geçmek için bekleşiyorlar ve birbirlerine şaka yapıyorlardı.
Çiçekçi apartman kapısının önündeki bu taksinin arkasından dolanarak yolun öteki tarafına geçti. Evinin karşısındaki berber ve emlak dükkanı daha açılmamış, kahvehane önünde bir poğaçacı, kahvehane içinde ise sadece işe hiç geç kaldığını görmediği çaycı vardı.
Yol boyunca bir çok kişi çeşitli yönlere kah yavaş adımlarla, kah koşar adımlarla ilerliyordu. Bir yanda dükkanlara girenler çıkanlar, arabalar ile yoldan geçenler, çocuğunu okula götürenler, arkadaşlarıyla birlikte yürüyen öğrenciler, yanında kimsesi olmayan yaşlılar, tek başına yürüyen erkekler, bir başına kadınlar, olanca hareketliliği ile şehrindeki, semtindeki, mahallesindeki insanlar… diğer yanda da kendisi; yalnız yürüyen, yalnız yaşayan, bir sürü apartman, onlarca daire ve yüzlerce, binlerce insanın yaşadığı muhitinde kimseyi tanımayan, kimse tarafından tanınmayan bir kişi; bir çiçekçi kalfası vardı.
Durak köşedeki bankanın birkaç adım ilerisindeydi. Saatine baktı; treni kaçırmış olabilirdi. Telaşlı adımlarla sokağın sağına dönerken, maaş için beklediklerini tahmin ettiği banka kuyruğundaki emekli yaşlılara çarpmamaya çalışıp, aralarından geçerek ilerledi.
Köşeden döndüğünde duraktaki kalabalığı gördü ve içi rahatladı. Durağa geç kalmamıştı.
Tren her an gelebilirdi.
Herkes gibi o da treni ayakta beklemeye niyetlenmişti ki ucundan boş olduğunu gördüğü banka önce oturmaya karar verdi sonra o da herkes gibi ayakta kalmayı tercih etti. Tren bekleme durağıdaki bankın üzerinde birisi vardı. Orada elbiseleri lime lime, saçı ve sakalı upuzun ve dağınık, birkaç metreden etrafa kötü koku yayacak kadar da kirler içinde esmer bir adam yatıyordu.
Çiçekçi, yatan adamın halini görünce haline şükretti ve içinden “Bu heybetli adam… kim bilir feleğin hangi çemberlerinden geçmiştir” diye geçirdi. Ardından oturmak için geldiği burada daha fazla yürümekten vazgeçip ve sırtını tren geliş saatleri yazan çizelgenin olduğu duvara dayadı.
Durağın reklam panolarının önünde de yaşlı bir adam vardı.
Yaşlı adam, yüzlerinde tebessüm olan, iki gencin fotoğraflarının olduğu reklam panosunun sol tarafına dirseğini yaslamış yorgun gözlerle etrafına bakınıyor, belli ki, o da tren bekliyordu. Reklam panosunun resmindeki iki kişiden birisi diğerinin gözlerini elleriyle kapatmış, gülüyordu.
Resmin hemen altında “sevdiklerinize sürpriz yapın” yazıyordu.
Çiçekçi, reklamda ne olduğuyla ilgili olarak yaşlı adamın hiçbir fikri olamayacağını, hatta büyük ihtimalle yaşlı adamın yaslandığı reklamda ne olduğunu ve duraktaki bu reklamın neden bahsettiğini bile görmemiş olabileceğini aklından geçirdi. Gerçi, kendisi reklamı görmüş, panodaki resme bakmıştı fakat esasında onun açısından da bu reklamın pek bir anlamı yoktu.
Bu sırada tren gelmişti.
Yaşlı Adam
Biraz önce gelen otobüsün ön kapısı yaşlı adamın hemen önünde durdu ve yaşlı adamın ilk olarak kendisi binecekmiş gibi araca yaklaşma isteği, yerini otobüse binecek olanların üşüşmesiyle, bir an önce içeri girebilme endişesine bıraktı.
Hareketsiz bekleyen kalabalık, otobüse bir an önce binebilme telaşıyla canlanmış, itiş kakış esnasında yaşlı adam bulunduğu yerde kalakalmıştı.
Herkes, işlerine yetişmek isteğiyle, belki de oturabilecekleri boş bir yer bulabilme iştiyakıyla acele ediyordu.
Yaşlı adam kalabalık yolcu grubu azaldığında fırsatı elde etmişken ürkek adımını atmak istedi fakat gözününü biri ve yüzünün büyük kısmı yanmış biri onun önüne geçti. Saçlarının yarısı olmayan orta yaşlarda kıvırcık saçlı yolcu, yaşlı adamı hiç umursamamıştı. Yaşlı adam aniden beliren bu adamın ardından otobüse adımını ancak atabilmiş, biletini de şoförün yardımıyla kullanabilmişti.
Onun için uzun sayılabilecek kadar uzun süredir durakta beklemiş olmanın verdiği yorgunluğu üzerinden atmak isteyen yaşlı adam içeri girer girmez otobüsün ön kısımlarının dolu olduğunu gördü. Öndeki koltuklarda boş yer olmadığını anlayınca arkalara ilerleme isteği ayaktaki kalabalığa takıldı.
İlerleyemeyen yaşlı adam çaresizce yerinde kala kalmıştı. O artık boş yer aramaktan vazgeçmiş, ayakta beklemeyi kabullenip dışarıyı ve yolcuları izlemeye başlamıştı.
Hareket edemeden öylece kalan yaşlı adamın bezginliği, birkaç parfümün karışan kokusunun estirdiği yoğun koku ile daha da artmıştı.
Yaşlı adam kokunun bir çok farklı kişiden birden geldiğini anladı ve yapacak başka bir şeyi olmadığından amaçsızca çevresindekileri süzmeye başladı. Belki bir genç ile göz göze gelir de oturacak yer bulabilirdi fakat bu kısımdakilerin çoğunluğu kendisi gibi yaşı ilerlemiş kişilerdi.
Yanı başında düzensiz sakalları oldukça uzamış kalın çerçeveli gözlüğü olan elli yaşlarında biri vardı. Tüm saçı, sakalı, kaşları ve vücudunun her yanı bembeyaz olan bu adam, karşısında oturan küçük bir kız çocuğuna kaş göz hareketleri yapıyordu. Gülümseyen küçük kız çocuğu iri beyaz düğmeleri olan, çok eski olduğu yıpranmış dirseklerinden belli kırmızı bir elbise giyiyordu.
Annesinin kolları tarafından sıkı sıkıya sarılı çocuk albino adamdan hoşlandığını çıkardığı şirin ve anlaşılmaz seslerle belli ediyordu. Çocuğun sahibi olan düşünceli kadın ise kucağındaki çocuğun aksine bitkin bir vaziyette arabanın zeminine gözlerini dikmiş öylece oturuyordu. Sıkıntılı olduğu her halinden belli olan anne her ne kadar dalgın görünse de bebeğinin hareketlerini otomatik olarak kontrol ediyor, onun kucağından düşmesini engelliyordu.
Yaşlı adam bir müddet çocuğu ve onunla oynayan albino adamı izledi. Kendisi de çocukla oynamak isterdi fakat bunu yapmadı ve aklına kendi torunu geldi. Aynı şehirde yaşadığı ve birkaç haftada bir görebildiği kızının çocuğu olmuyor, kendi torununun babası olan oğlu başka bir şehirde yaşıyordu. Küçük oğlunu ve ondan olan torununu neredeyse bir yıldır hiç görmemişti. Kendi torunu da karşısındaki çocuğun yaşlarında olmalıydı.
Yaşlı karısının ölümünden sonra tek başına yaşamaya başlayan yaşlı adama, çocuklarının aramaması büyük acı veriyor, torununu anımsatan küçük çocuklar görmesi ise acısını kat kat büyütüyor, tüm bunlar yalnızlığına yalnızlık katıyordu.
Bir-iki durak sonra tamamen dolan otobüsteki yaşlı adam ilerleyebilmek ümidi ile hamle denemesinde bulundu fakat başarısız oldu. Otobüse binenlerin çokluğuna rağmen araçtan kimse inmiyordu.
Arkalara ilerlemek için çabalayan yaşlı adam, bunu yapamamış olsa da bulunduğu ortaya yakın kısımda en azından arkasına dönebilmişti.
Birkaç adım ilerleyebilen yaşlı adam otobüsün kapılar tarafında da önceki gibi yaşı ilerlemiş kişiler gördü. Dengesini sağlamak için tutunduğu koltuğun metal kısmını sıkıca kavramış dikkatini de önündeki en az kendi yaşlarında gösteren kadına yöneltmişti.
Yanı başındaki parfümünün kokusunu burnu sızlarcasına hissettiği kadını garipsemiş, biraz önceki ağır kokunun nedenini de anlamıştı. Kıyafetine ve suretine şaşırdığı bu kadın onun aklına ister istemez birkaç gün önce bir mağazanın önünde gördüğü ve sevimsiz bulduğu renkler bulamacı palyaçoları anımsatmıştı.
Yaşlı kadını tuhaf gösteren, dikkat çeken makyajı yanında elbiselerinin uyumsuzluk teşkil eden rengarenkliğiydi. Kadının saçları siyah renk ve mattı fakat saçların boyandığını saç köklerinde belirginleşen beyazlıklardan belli oluyordu.
Yaşlı kadının iri camlı saydam saplı gözlüğü, kırışıklığı giderilmesi için uğraşıldığı belli zayıf yüzünde büyükçe duruyor; gözlerinin çevresindeki siyahlı makyaj, buruşmuş yüzünde kırmızılıklarla karışık cilayı anımsatan beyazlıklar ve bunlara eşlik eden parlayan kızıl dudaklar onu daha çok acayipleştiriyordu.
Yaşlı adam yaşıtı sayılabilecek kadını daha fazla görmek istemese de, tiksintiyle karışık duygularla onun tuhaflığına dikkat etmekten de kendini alamıyor, ona bakmaya devam ediyordu.
Yaşlı kadın, boyun kısmı açık gök mavisi renk kısa kollu elbise giyiyordu. Pudralı olan yüzüne göre esmer sayılabilecek boynundaki uyumsuz fakat pahalı olduğu her halinden belli kolyenin ucundaki takı, elbisenin parlak desenli kenarının içinde kalıyordu.
Kadını daha fazla görmek istemeyen yaşlı adam hem bu sıkıcı yerden uzaklaşmak istiyor, hem de oturacak yer bulabilme ümidiyle otobüsün arkalarına doğru ilerlemeye devam ediyordu.
Yanı başında elinde bir alışveriş merkezinin poşeti bulunan saçları ağarmış birisi ve vücudu hafifçe ileri geri hareket eden sırtı dönük delikanlı vardı. Elinde çanta olan kişinin yanından sıyrılmayı başaran yaşlı adam, gencin de çekilen adamı gördüğünü düşünerek kenara çekilmesini umdu fakat genç delikanlı, yaşlı adamın geçmeğe çalıştığını görmedi bile.
Bir adım daha atabilmek için gençten müsaade isteyen yaşlı, gencin kendisini hiç duymamış gibi davranmasına içerledi ve onun omzuna hafifçe dokunarak yeniden geçmeyi denedi.
Genç, kendine dokunan adama yer verirken bir elini belindeki müzik çalara götürdü ve diğer eliyle de sırt çantasını düzeltti.
İlerlemek isteyen yaşlı, önündeki gencin şarkı dinlediğini ve kendisinin bu yüzden duyulmadığını anlamış, bir müddettir duyduğu fakat anlam veremediği gürültülü müziğin sebebini de anlamıştı.
Otobüste birkaç genç daha vardı. Bunlardan birisi de yaşlı adam ile göz göze gelmesine rağmen kucağındaki sırt çantasının üzerine başını koyup uyuyor gibi yapan, yaşlı adamın okula gittiğini tahmin ettiği, sakız çiğneyen kız çocuğuydu.
Yavaş yavaş arka kapıya kadar gelebilen yaşlı adam oturamayacağını anlayınca, çaresiz bunu kabullendi ve otobüsün yıpranmış camlarından dışarıyı seyre daldı.
Otobüs biraz ilerledikten sonra oturanlardan biri yerinden kalktı ve arka kapıya yöneldi. Yaşlı adam kendisine yer verdiğini zannettiği uzun saçlarına boncuklar takılı, siyah tişörtlü gence teşekkür etti ve koridor tarafında oturan çantalı çocuğun pencere kenarına oturmasını bekledi. Duran araçtan, biraz önce kalkan ve yaşlının teşekkürünü duymazlıktan gelen uzun saçlı genç indi.
Yaşlı adamın yanında oturan çocuk kollarını ön koltuğa dayamış, ön soldaki adamın gazetesine göz gezdiriyordu.
Liseli
Minibüsteki liseli çocuk ezbere bildiği hat boyunca dışarıya neredeyse hiç bakmıyor farkında olmadan çaprazındaki takım elbiseli şık adamın gazetesindeki yazıları okumaya çalışıyordu.
Liseli çocuk sayfanın en üstünden bakmaya başladı.
“Namaz vakitleri, hava durumu, hicri ve rûmi takvim…”
Bunların sağında duvar yazısı ve bir karikatür. Karikatürde seyyar satıcılar ve zabıta arasında yaşanan kovalamaca. Fakat karikatür ilgisini çekmedi. Onun dikkatini çeken başka bir resimdi; kayaların dibinde çoğu kısmı sular içinde üzeri gazetelerle örtülü bir cesetti. “Çocuğunun okul harcaması olarak istediği harçlığı veremeyen baba üç gün boyunca eve gelmeyince ailesi polise haber verdi. Hurda toplayarak geçimini sağlamaya çalışan orta yaşlardaki babanın, önceki gün Çiğli sahilinde bulunan ceset olduğu anlaşıldı. Bir bodrum katında yaşayan…”
Liseli çocuk daha fazla devam etmedi. Aklına kendi babası, babasından para isteyememesi ve ona karşı kendini bir türlü rahat ifade edememesi geldi.
Liseli, gazetenin aynı sayfasının en altındaki tanıtıma baktı. Tanıtımdaki resimlerden soldakinde; önünde bir sürü yiyecek olduğu hâlde eli kolu bağlı olduğundan bir şey yiyemeyen şişman bir adam, sağdakinde ise masada reklam veren şirketin ürünleri ve onları gülücükler saçarak yiyen güzel bir genç kadının resmi vardı.
Tanıtımda liselinin hiç duymadığı yabancı üniversitelerden birindeki doktorların da önerdiği söylenen ürünlerle yemek yiyerek de kolay kilo verilebildiği anlatılıyor, ayrıntılı bilgi için ilandaki telefonların aranılması gerektiği yazıyordu.
Liseli bu sayfada ilgisini çeken haber olmadığını düşünmeye başlamışken gazetenin takım elbise giyen sahibi arka sayfayı çevirdi ve gazeteyi tek sayfa yaparak katladı.
Son açılan kısım olan ekonomi sayfasında dövizlerin değerleri, çeşitli animasyonlar, grafikler ve bir şirketin CEO’su ile yapılan röportaj vardı. Hiç ilgisini çekmeyen bu sayfaya çocuk bakmak istemedi, bir de ayakta bekleyen ve yerini vermek zorunda kalabileceği birileriyle karşılaşmamak için yüzünü hemen dışarı çevirdi.
Araç kuaför dükkanın önündeki trafik lambalarında durdu. Liseli gencin baktığı kuaförün yola bakan giriş kapısının büyük boy camla kaplı olması içeridekilerin görülmesini kolaylaştırıyordu.
Kalabalık sayılabilecek dükkanda, koltuklarda bakımı yapılan müşterilerden başka, girişin yanındaki birkaç kadın sıranın kendilerine gelmesini bekliyor ve sohbet ediyorlardı. Bekleyen bayan müşterilerin hepsi mimiklerine bakılırsa çok mutlu görünüyorlardı. Kuaför görevlileri işlerini büyük hazla yapıyor, müşterilerin saçlarıyla uğraşırken bir yandan da onlarla sohbet ediyordu.
Kuaförün kapısında yaşlı bir kadın dilenci içeri girmeye çalışıyor, jöleli dik saçları olan burnunda ve kulağında demir halkalar takılı kız mı, erkek mi olduğu tam anlaşılamayan kuaför çırağı da dilenciyi uzaklaştırmak için uğraşıyordu.
Bu sırada, kuaför dükkanından saçlarını yaptırmış yaşı belli olmayan bir kadın, çırak ile dilencinin arasından, çırağın kendine yol vermesiyle, dilenciye “burada ne işin var!” dercesine bakış attıktan sonra çıktı. Bayan, tadilat yapılan caddede irili ufaklı tümseklere takılmamaya çalışarak yüksek topuklu ayakkabılarıyla yürüyordu.
Yaya geçidine doğru giden saçlarını sarı renge boyatmış esmer kadın herkesin gözü onun üzerindeymiş gibi sıkılgan gözlerle bir önüne bir çevresine baka baka ilerlerken, elbiseleri yırtık ve kirli bir çocuk elindeki sakızları ona satmak üzere yaklaştı.
Kadın, çocuğu görmezden gelmeyi deniyor, hiçbir tepki vermeden yoluna devam ediyordu. Sarı saçlı esmer kadın yolun karşısına geçmek için bir-iki adım atmıştı ki çocuk kadının peşini bıraktı. Fakat aynı kadın, biraz önce indiği kaldırıma geri döndü. Çocuk tekrar kadının yanına yaklaştı.
Yeşil ışık yanmıştı. Tıklım tıklım dolu minibüs, ışığın yanması ile hemen harekete geçti. Liseli çocuk dışarıya seyretmeyi bırakıp yüzünü tekrar içeri çevirdi.
Takım elbiseli adam ekonomi sayfasını bırakmış başka bir sayfayı okuyordu. Gazete, liseli çocuğun ilk bakışında olduğu gibi yine tam boy açıktı.
Bu defa en üstteki haberin başlığı “Şöhretle Gelen Trajedi” idi. Fotoğraflara göz atan liseli çocuk önce haber yazısıyla ilgilenmeyip sadece resimdeki keyifli genç bayana ve onun elindeki süslü kristal ödüle baktı. Resme dikkat edip, ödül alan kadının yüzüne da bakan delikanlı, ilgisini sayfanın sağındaki köşe yazısına yöneltti.
Bu tür yazıları okumayı sevmezdi fakat başlığında beğenerek dinlediği şarkıcının ismi geçtiği için köşe yazısını okumaya karar verdi. Yazıda PI-TV kanalının ödül töreninden bahsediliyordu.
Yazara göre, ödül almaya gelen sanatçıların çehreleri yalnızca kendilerine yöneltilen kameralar varken ve etraflarını saran birileri bulunduğunda gülüyordu. Kendisi de davete katılmış olan yazar sırf bunu gözlemlemek için sanatçıların davranışlarını izlediğini anlatıyordu.
Konusunun ilgisini çekmediği ve yazarının fikirlerine katılmadığı için yazının tamamını okumaktan vazgeçen liseli çocuk aradaki paragrafları okumadan, hayranı olduğu şarkıcının isminin geçtiği kısma baktı. Sevdiği şarkıcı hakkında da olumsuz fikirleri gören liseli çocuk yazıyı okumayı tamamen bıraktı ve yine soldaki habere döndü.
Konuyla ilgili iri yazılı alt başlıkları okumadan aynı haberin ayrıntılarına devam eden liseli, fotoğrafın altındaki “Yirmi yaşında kaybettiğimiz manken bir buçuk yıl önce -Best Face- [En İyi Yüz] ödülü almıştı” yazısını okudu ve bir kez daha mankenin ölmeden önceki son resmine baktı ve asıl haberden devam etti;
“Ailesi zannettiği çift tarafından on altı yıl boyunca evlatlık tutulduğunu öğrenince evden kaçtı ve bir daha geri dönmedi… Mezarlıkta aşırı dozda eroinden dolayı ölü olarak bulunan manken son günlerde hep mutsuzdu…”
Liseli çocuk yazılara biraz baktıktan sonra aynı mankenin ölmeden önceki son fotoğrafına yine, daha dikkatlice baktı; mankenin gözleri morlaşmış, bakışları bulanık, ödül aldığı zamanki güzelliği silikti.
Okuduklarını kendine göre ilginç bulduğundan haberdeki tüm ayrıntıları okumak istiyordu.
Ölen mankenin gülen yüzlü fotoğrafının çaprazında onun en yakın arkadaşlarının sözlerine yer verilmişti.
Arkadaşlarından G.Z “Son zamanlarda günlüğüne daha sık olarak bir şeyler yazıyordu. Sosyal birisiydi ama çok içine kapanık…..”
Mankenin eski dostlarından A.K; “Mesleği iki yıl önce bıraktım. Sektör çok acımasızdı. Pastadan asıl payı bu tür yarışmaları düzenleyenlerin alıyorlar, tüm mankenler ajanslar tarafından teşhir amacı güdülen birer et parçası olarak görülüyorlar. Mesleğe yaşadığım kirliliklerden dolayı son verdim. Geleceğimi düşündüğüm için şimdiki sakin ve huzurlu hayatımı seçtim…”
“Psikologlara göre şiz…” Delikanlı bu kısmı sayfa çevrildiği için okuyamamış, ölen mankenle kendisi arasında bağ kurmuştu; manken üvey olarak büyütülmüş fakat belki de gerçek şefkat görmüştü, kendisi ise üvey değildi fakat evde kendini yalnız hissediyordu. Canının sıkıntısı aklına gelen liseli, içinden “Belki bir kardeşim olsaydı, belki de en azından annem çalışmayıp evde kalsaydı her şey çok daha farklı olabilirdi. Üff! Beni dinleyen kim ki?”dedi.
Gazete sahibi spor sayfasını açmıştı.
“Transfer sezonu hareketlendi. DS kulübü şimdiye kadar ki en yüksek ikinci ücreti ödeyerek kadrosunu güçlendirdi. Transfer olan Aytekin “Çok mutluyum. Ben zaten küçüklüğümden beri DSK’yı tutardım dedi.”
Otoriteler, yüksek ücretlerin futbolcular üzerinde baskı yapabileceğini söylüyor, taraftarların pahalı transferlerden beklentisinin de yüksekleşeceğinden bahsediyorlardı.
Bir diğer haber ise beş yıl önce liglerin en yüksek ücretini alarak transfer olan, şimdi ikinci ligde oynayan Ersin’le yapılmış kısa sohbetti. Ersin, futbolun çok nankör bir meslek olduğunu belirtiyordu.
Delikanlı bu haberi kendi tuttuğu takımı ilgilendirdiği için tamamen okumak istiyordu fakat gazetenin sahibi birden ayağa kalktı ve inmek üzere orta kapıya yaklaştı.
Delikanlı yüzünü dışarı çevirmiş, mankenle ilgili trajik haberi bir kez daha anımsamıştı.
Bölüm Şefi
Taksi şoförünün ikazıyla okumaya daldığı gazeteyi bırakıp ücreti ödeyen bölüm şefi paranın üzerini almayacağını belirten el işaretinin ardından yavaşça kapıyı kapatıp araçtan indi. İşyerinin bahçe kapısından girerken de gazeteyi çantasına yerleştirdi.
Etrafı çalıştığı şirketin logosundaki renkleri çağrıştıran çiçeklerle kaplı yol boyunca sağ eliyle alnını avucuyla kavramış olarak bina girişine geldi. Aklına hep evden ayrılırken karısıyla yaptığı münakaşa geliyordu. Bahçeye girişinde elini ciddiyetine halel getirmemesi için alnından çekti.
- Günaydın, efendim.
- Günaydın.
Daha adımını atar atmaz, bahçede birileri ile karşılaşmıştı. Her gün ki gibi tüm personel adeta sırf onu karşılamak için sıraya girmişçesine sağda solda bulunacak, bölüm şefi hiç havasında olmamasına rağmen onlarla selamlaşacak ve personelin iş performasına pozitif etki etmesi için sahteden de olsa gülücükler saçacaktı. Bu ofis katına çıkana dek böyle sürecekti.
Evden ayrıldığında karısı ile yaptığı tartışmayı unutmaya çalışırken, aynı zamanda bu kadar insanın nasıl böylesine enerjik olabildiğine de hayret ediyor, kimseyi görmek istemiyor, bir an önce çalışma masasına oturmak istiyordu.
Merdivenleri çıktığında güvenlik görevlisi birisiyle ayakta sohbet ediyordu. Fotoselli döner kapıdan geçip güvenlik makinesine çantasını koymasına gerek olmadan yoluna devam etti.
Danışmadaki bayana selam verdi. Bayanla birlikte oradaki iki kişi daha selamına icabet etti.
Personelin yüzünden gülücükler eksik olmuyor, kendisi de aynı şekilde gülümseyerek onlara karşılık veriyordu. Halbuki evdeki karısı, ayrıldığında çaresiz, üzgün ve ağlamaklıydı.
Danışma odasından asansöre gidene dek de çevresindeki mutlu insanlar “Günaydın beyefendi”, “hoş geldiniz” türünden sözler sarf ediyordu. O da bunları yanıtsız bırakmıyor, bahçeden adımını attığından beri yaptığı gibi “Teşekkür ederim”, “Günaydın beyler”, “Siz nasılsınız Serpil hanım” şeklinde yanıtlar veriyordu.
Asansöre bindiğinde de bir temizlik görevlisi ile karşılaştı. Onunla da üçüncü kata kadar zoraki sohbet etti. Bina çalışanlarının çoğunun kendisine imrenerek baktığı birkaç kişiden birisi olan bölüm şefi, temizlik görevlisinin kapıdan çıkmasını müteakip yüzünü aynaya döndü ve kendisiyle karşı karşıya kaldı. Kendisi de aslında aynada gördüğüne bakılırsa herkes gibi mutlu görünüyordu ama sadece görünüyordu. Sorunda buydu zaten; hayatı rol yapmakla geçiyordu. Yüzünde hep gülücükler olmasına rağmen, içi kan ağlıyor, kalabalıklar içinde yaşamasına rağmen yalnızlık çekmekten kurtulamıyordu.
Ofise adımını attığında aklında hâlâ karısıyla yaptığı tartışma vardı. Ona göre yerinde kim olsa aynısını yapardı. Karısı hep bazı gerçekleri görmezden geliyor, dünyasında yaşadığı karmaşaları kendisine karşı anlayışsız davranarak dışa vuruyordu.
Kendisini bekleyen işgününün gündemlerini ve günlük programını incelemeye başladı. Bir kaç gündür olduğu gibi yine işler oldukça yoğun olacaktı. Belki bu hafta ek mesai yapmaları bile gerekebilirdi.
Hemen işe koyuldu. Faksları incelerken bir yandan da bilgisayarda mailleri açmaya çalışıyordu. Yaptığı her iş içeri birilerinin girip çıkması, gelen telefonlar ve bazı acil işlerle bölünüyordu.
Birkaç hafta önce bıraktığı sigaraya tekrar başlamıştı. Sigarayı en aza indirmek için çok çabalıyor, onun yerine başka şeyler atıştırıyor ve daha fazla çay içiyordu. Fakat bu kez şeker problemi ortaya çıkıyor ve şişmanlama riski de atıştırmaya bağlı olarak artıyordu.
Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığından anti-depresyon hapını içmeyi unutmuş ve bunu yarım saatten daha az bir zaman kalan öğle yemeği sonrasına bırakmıştı. Ona göre bu hapları kullanmak zaten başlı başına bir depresyon sebebiydi fakat doktorun tavsiyelerini de göz ardı edemezdi.
Öğlen tatilinde doktor tavsiyesine uygun mönüsünü yerken stresten kurtulmaya çalışıyor, birlikte olduğu kişilerle şakalaşıyor ve esprilere gülerek rahatlamaya çalışıyordu.
Yemekten erken ayrılan bölüm şefi hap içmek için ofisine geçti.
Programların bir çoğunu saçma, gereksiz hatta zararlı bulduğu TV izlemeye başladı. Dolaştığı kanallarda kendisine uygun bir şeyler bulmaya çalıştı. Birkaç kanalı kısa süreli gözden geçirdikten sonra ekrandaki “Boşanmanın Çocuklara Etkisi” alt yazısı dikkatini çekti. Boşanmak hiçbir zaman aklına gelmese de programın içeriğindeki aile içi geçimsizlik ve şiddet konusu ilgisini programa yönlendirmişti.
Yarım saatten fazla izlediği programa reklamlardan dolayı ara verdi. Programın tamamını izlemek isteyen bölüm şefi reklamları da hiç sevmeği halde kanal değiştirmeden seyretmeye devam etti. Bu arada kendi kendine düşünmesini sürdürdü.
Daha fazla büyümesini engellemek ve zararı artırmamak için ne pahasına olursa olsun hanımının gönlünü alması gerektiğine karar verdi. Zaten eğer buna son vermezse polemiğin sonu bir türlü gelmeyecek ve bu, hanımı için de kendisi için de hiç iyi olmayacaktı.
Haklı olduğundan yüzde yüz emindi fakat yine de hanımına suçu üzerine alarak kendisinin haksız olduğunu ve özür dilediğini söyleyecekti. Nasıl olsa kayıplar kuşağındaydı ve hemen yapması gereken daha az kaybetme alternatifini seçmekti. Bunun için gayr-i ihtiyari olarak çalışma masasına yöneldi. Telefonun avizesini kavramak üzereyken biten reklamların ardından program kaldığı yerden devam etmeye başladı. Bir an dikkatini televizyona veren bölüm şefi elini kararsız bir şekilde geri çekti.
Aklına iyi bir fikir geldi. Müteessir olduğu hanımıyla münakaşası olayını meseleyi telefonda konuşmaktan daha iyi bir şekilde, zararı kâra çevirerek halledebilirdi. Bu yüzden hanımının gönlünü kazanmak amacıyla hediye almaya karar verdi. Akşamleyin eve, hiçbir masraftan kaçınmayarak satın alacağı bir armağanla dönecekti.
Sonuna dek seyrettiği program bitip, televizyonda “Haberler” başladığında öğle tatil arasının bittiği fark etti ve işinin başına döndü.
Mesai başlangıcında kendisini bir anda yine kaldığı yerde, iş telaşının içinde buldu. İşine düşkün olan bölüm şefi mesai bitimi vaktine dek işi dışındaki her şeyi unuturdu fakat bugün hanımıyla yaşadıkları aklından bir türlü çıkmıyordu.
Bölüm şefi akşam karanlığı çökmeye başladığında hediyeyi hatırladı. Ne alması gerektiğine karar vermemişti fakat iş yerinden çıkmadan önce aklına, eve çiçek göndermek geldi. Böyle yaparsa televizyondaki programdan öğrendiği gibi asıl önemli olanı yapacak, hanımına onu sevdiği mesajı verecekti.
Hemen internete girdi ve “beni affet”, “sana güveniyorum”, “seni seviyorum” anlamlarına gelebilecek çiçekleri inceledi. Sonra evine yakın bir çiçekçiyi oradan tespit edip telefon açtı ve sipariş vereceği çiçekleri teker teker belirttikten sonra yaptığı seçimin doğru olup olmadığını sordu. Telefondaki çiçekçi;
- Evet beyefendi. Seçiminiz kesinlikle çok yerinde olmuş, dedi.
Çiçekçi
Telefonu kapatan çiçekçi günün son siparişini aldı ve ardından vakit kaybetmeden istenen paket hazırlayıp bir an önce iletilmek üzere servis kamyonetine yerleştirdi.
Çiçekçi aracın arka kapağını kapatırken rafın altındaki bölüme göz attı. Buradaki çelenkler bir gün sonra açılışı yapılacak bir iş yerine, köşedeki orta boy saksı bir finans şirketine götürülecekti.
Rafta da büyücek iki buket vardı; şüphesiz tüm bu çiçeklerin birer hediye olmaktan öte manevi anlamları vardı. Bu raftaki çiçekler sevenlerden, sevilenlere; gönderen mutlu insanlardan, neşeli alıcılara gidiyordu. Kendisi bunları derleyen bir işçiydi ve tüm bu renkli otların onun için anlamı gurbette para kazanabilmekten başka bir şey değildi.
Aracın kapağını kapatan çiçekçi günün son seferini yapıp arabayla ailesinin yanına gidecek olan şoför arkadaşıyla vedalaştı ve dükkana dönüp eve dönüş hazırlıklarına başladı. Birazdan işten ayrıldığında da dükkan sahibinin ertesi gün ki cenaze için hazırlanması gereken çelenklerle ilgili bir gün sonraki yoğunluğu hatırlatmasını dinleyip oradan ayrıldı.
Çiçekçi yine durağa kadar yürüdü, trene binip evinin her zaman ki gibi evinin yolunu tuttu.
Bugün onun için farklı olan tek şey, ilk kez beş altı yaşlarındaki bir cenaze için çiçek servisi yapmış olmasıydı. Çiçekçi bunun için “Benim yaşayacağım ilginç olay ancak böyle olur zaten” diye iç geçirdi.
Mahallesine geldiğinde önce markete gitti ve yemek için ekmek ve birkaç şey aldı. Eve dönüşünde berber dükkanında birkaç müşteri vardı. Emlakçı sabahki gibi yine kapalıydı. Kahvehane neredeyse tamamen doluydu ve çaycı masaların arasında elindeki tepsiyle dolaşıyordu.
Apartmanın girişinden bina önünde park eden herhangi araç olmadığından rahatlıkla yürüyebilen çiçekçi girmek için yöneldiğinde başka birinin ardından yarı açık kapıdan içeri girdi.
Çiçekçi, tek başına hazırlaması gereken yemeğe başlamadan önce birkaç tabak yıkadı. Hazırladığı yemeği yalnız başına yedi.
İlerleyen vakitlerde kendi hazırladığı çayı içen çiçekçi sabahleyin toplamaya fırsatı olmadığı yatağına yatmadan önce saati sabah erken kalkabilmek ve işe vaktinde gidebilmek için artık melodi sesinin tüm saliselerini ezberlediği çalar saati kurdu ve hiç bir şey, hiç bir kimse düşünmesine zaman bile kalmadan kanepede derin uykuya daldı.