Dolandırıcının Hikayesi
2 hafta önce:
Hayati, en büyük hobisini yapıyor; hikaye okuyordu.
“Memati açısından yaşam bir türlü anlam kazanamıyor. ne yaparsa yapsın dertleri bir türlü azalmıyor, eksikleri tüm çabalarına rağmen bitmek bilmiyordu. Belki de hatalı davranıyordu. Belki de iyi olmakla, enayi olmak arasında bulunan ince zarın farkında değildi. Yoksa fırsatları değerlendirmeyi mi bilmiyordu. Belki de eline bir fırsat geçmiyordu. Belki de fırsatı kendisinin oluşturması gerekiyordu.
Memati sessizce bunları düşünüyorken;
- Hayır! Bu, böyle süremez! Yetti artık! Ben de herkes gibi yapacağım. Ben de kötü olacağım!
Diye bağırdı ve bir şeyler, tabi ki kestirmeden kazandıracağını düşündüğü bir şeyler, yapmaya karar verdi.”
Hayati hikayenin çok merak ettiği bu kısmını yan masaya kulak misafiri olduğu ve oradaki konuşmaları, çok sevdiği bu hikayenin devamından daha ilgi çekici bulduğu için yarıda kesti. Yan masada Yıldırım Bey ile bir memur konuşuyordu. Yıldırım Bey;
- Bak bu çanta çok önemli. Bunu sana teslim ediyorum ve bunu senden bir ay sonra geri istiyorum.
- Peki efendim.
- Unutma çantanın başına bir şey gelmeyecek. Ona göre!
Hayati diyalogu daha iyi dinleyebilmek için gözlerini okuduğu kitaba dikip, dikkatini tamamen yan masadakilere yöneltti. Memur;
- Yıldırım Bey. Korkmayın. Çanta burada güvende kalacak.
- Geçen gün masanın üstündeki bir evrak kaybolmuştu.
- Efendim. Temizlik görevlisi. Onu işe yaramayan kağıt zannetmişti.
- Tamam. Çantayı iyi sakla. Unutma o çanta tam iki yüz bin lira değerinde.
Hayati konuşulanları iyi dinlemişti. Ne yapması gerektiğini iyi biliyordu. Gözünün ucuyla çantanın nereye konulduğuna dikkat etti ve sanki bahsedilenleri hiç duymuyormuşcasına hikayeyi okumayı sürdürdü.
“Hayır! Bu, böyle süremez! Yetti artık! Ben de herkes gibi yapacağım. Ben de kötü olacağım!”
Diye bağırdı ve bir şeyler, tabi ki kestirmeden kazandıracağını düşündüğü bir şeyler, yapmaya karar verdi; hırsızlık yapacaktı. Tabi, bunu kimseye çaktırmadan halledecekti
Memati ölülerden farkı olsun istiyor, kendi istediği gibi yaşamayı düşlüyordu. Herkes gibi, televizyonda gördüğü bir sürü insan gibi olabilirdi. Kuralı öğrenmişti. Kural; kuralları boş vermekti.”
Hayati hikayenin bu kısmında iken, memur yanında belirdi ve onunla birlikte dışarı çıktılar.
10 gün önce:
Hayati, çantayı ele geçirme adına ürettiği tüm ferdi çabalarının fiyasko ile sonuçlanacağını anladığı için planına Koray’ı da ekledi. Nasıl olsa olayların gidişatına bağlı olarak Koray’dan bir şekilde kurtulabilirdi. Böylece ondan da faydalanıp, çantadaki tüm paraya, ya da paranın büyük bölümüne kavuşabilirdi.
1 hafta önce:
Hayati bütün planını Koray ile paylaştı. Koray da dört gün sonraki soygun planına dahil oldu.
5 gün önce:
Koray;
- Şu hikayeleri okumaktan ne anlıyorsun? Başkalarının kurguladığı bu saçmalıkları okumak. Sanki ne işine yarayacak.
- Bekler misin. Bir paragrafım kaldı.
- .. Peki!
Hayati merakla takip ettiği kitabın arasına ayracı koydu ve Koray’a;
- Öncelikli olarak, okuduğum hikayeyi sen okusan sen de bayılırsın, öyle güzel bir hikaye ki tüm kahramanlar mezarlıkta konuşuyorlar. İkincisi şu anda hikaye okumaktan daha önemli bir iş üzerindeyim, yani üzerindeyiz çünkü artık kendimi ve seni güzel bir hikayenin kahramanı olarak görüyorum.
- !?
- Hikayenin bu kısmını atlatırsak, sonrası mutluluk romanı gibi olacak. Yani iki yüz bin lira; pardon, yüz biner lira.
3 gün önce öğlenleyin:
Yıldırım Bey’in çantası çalındı.
3 gün önce akşamleyin:
Hayati dergideki hikayeyi üçüncü kez okurken Koray çantayı açmakla meşguldü. Koray;
- Şu saçma hikayeleri okumayı kessen de şu aptal çantayı açmak için bir şeyler düşünsen!
- Çantayı açmak en son yapacağımız iş. Önce buralardan sıvışmamız lazım. Yani sıvışmam lazım. Çünkü, çantayı çalan sensin ama o işyerinde çalışan benim.
- Eee?.
- İki gündür haftalık tatilimin içinde olduğumuza göre ben çanta ile buradan uzaklaşacağım, sen ise… Senin için sorun yok zaten. Tatil dönüşü nevaleyi paylaşırız.
- Peki.
Hayati hikayeyi okumaya devam etti;
“Süha’nın içi içine sığmıyordu. İstediğini elde etmişti. Bundan sonrası sadece biraz dikkat etmek ve gözlerini dört açmaktı. Hepsi bu idi…”
3 gün önce geceleyin:
Hayati, karısına yakında çok zengin olacağını söyleyip onunla vedalaştı. Sonra da şifresini çözemediği çantayı ve bir kaç hikaye kitabını yanına aldı. Evden ayrıldı. Hayati’nin ayrılırken son sözü “Seninle yaşayacağımız daha çook uzun seneler var.” oldu.
2 gün önce:
Yıldırım Bey çantasının çalındığını fark etti ve bir kaç adamına bu işi halletmeleri için emir verdi. Yıldırım Bey er ya da geç çantayı çalanın ya da çalanların yakalanmasını söyledi.
20 saat önce:
Çantayı bir kez daha açmaya çalıştı, fakat başaramadı çünkü şifre beş haneliydi ve bine yakın denemesi işe yaramamıştı. Paralara ulaşamadığından canı sıkıldı ve bir hikayeye kaldığı yerden devam etti.
“Haris, arsasının hemen bitişiğindeki mezarlığın bir kısmının da kendinin olduğınu iddia ediyordu ve bunun için elinden gelen her türlü gayreti gösteriyordu. Haris, biliyordu ki eğer yandaki mezarlıktan istediği bölümü ele geçirebilirse oraya bir apartman dikebilirdi… “
3,5 saat önce:
Hayati, arabasına benzin alırken polislerle karşılaştı. Çanta üzerinde iken mıhlanmamak için kendini saklamaya çalıştıysa da yaklaşan polis memuru ile anında göz göze geldiği için buna gerek kalmadı. Polisler bir kapkaççının peşindeydiler. Hayati polislere, hırsızı görmediğini söyledi. Hemen ardından da “Bu kapkaççıları öldürmek lazım” diye ekledi.
Polislerden uzaklaşınca da derin bir “Oh!” çekti ve içinden “Of be! Tıpkı hikayelerdeki gibi. Kovalamaca, heyecan..” dedi.
2 saat önce:
Sahildeki tatil köylerinden birini arayıp beş günlük rezervasyon yaptırdı.
40 dakika önce:
Çantayı tekrar açmaya çalıştı. Binden iki bin dört yüz yetmiş altıya kadar bütün sayıları teker teker denedi. Uğraşmalarının boşa gitmeyeceğine inanıyor ve çantanın nasıl olsa on bin ihtimalden birisi olsa da, eninde sonunda açılacağını düşünüyordu.
37 dakika önce:
Koray’dan kurtulma niyetini tekrar gözden geçirdi ve Koray’a sus payı vermesi gerektiği sonucuna karar verdi. Bunun için Koray’a çantada az miktar olduğunu söyleyecek, zor pazarlık yapmak suretiyle de onu inandırabilecekti. O, böyle olmasını umuyor ve bekliyordu.
19 dakika önce:
Aracını bir dinlenme tesisinde durdurdu. Bir kaç bardak çay içti, bir hikaye okudu.
“Sefa için kötü günler geride kalmıştı. Azılı katiller peşini bırakmış. En çok koktuğu Haşmet ise trafik kazasında can vermişti. Geriye bir tek Şahap denen cani kalmıştı fakat bu o kadar da önemli değildi. Yakınında gezinmedikten sonra Şahap tehlikeli olmazdı…”
Hayati nasıl olsa yeterince vakti olacağı için hikayeye devam etmek istemedi ve bir paket dondurma alıp tekrar yola çıktı.
8 dakika önce:
Çok neşeliydi; Şarkılar söylüyor, çantadaki paralarla yapacaklarını hayal ediyordu.
3 dakika önce:
Yanından geçen cenaze aracındaki tabuta el salladı ve cenazeye hitaben “Ne haber. N’apıyorsun” dedi. Sonra da tabuttakinin yerine kendine cevap verdi “Hi hi güneşlenmeye gidiyorum. Biraz bronzlaşacam da” sonra da “İyi. İstediğine kavuşacan. Bronzlaşmayı bırak orada esmerleşirsin. Ha hah ha.” dedi.
45 saniye önce:
İlerlemeyi sürdürdüğü iki yanı tarlalarla kaplı yolun sağına doğru gittiğini gördüğü toptancı kamyonu ona biraz önce satın aldığı dondurmayı hatırlattı. Paketi eline aldı ve dondurmanın eridiğini fark edince hayıflandı. Bir yandan arabayı kontrol altında tutmaya çalışıyorken, bir yandan da dondurmanın sıkıca sarılmış paketini açmaya çalışıyordu.
5 saniye önce:
Dondurmaya ilk ısırığı attığı anda yolda kedi mi, yoksa köpek mi olduğunu anlayamadığı bir şeyler gördü ve…
Kaza
Ve arabası küçük bir yamaçtan aşağıya doğru yuvarlanıp içinden su akan kanalın yanındaki söğüt ağacına çarptı.
Hareketsiz Beden
30 saniye sonra:
Hayati kanalın yanındaki ağacın altında hareketsiz yatıyor, vücudunun bir çok yerinde irili ufaklı kan akıyordu.
12 dakika sonra:
Hâlâ hareketsizdi. Cesedinde hiç bir canlılık belirtisi yoktu.
13 dakika sonra:
Hayati’nin yuvarlandığı yerden geçen bir otomobil şoförü yan koltuktaki patatesli sandviçteki ketçabının azlığından dolayı söylenen şişman adama “Aaa! Aşağıya baksana. Galiba adam kaza yapmış” dedi. Şiman adam ise ” Herif sandviçi mahvetmiş. Patatesler ketçabın içinde yüzüyor sanki! Biraz kat dedim, ne kadar kattı!” diye karşılık verdi. Şoför “Eeeh!” deyip uzaklaştı.
Canlı Ceset
14,5 dakika sonra:
Kıpırdaması vücudunun üzerindeki ilk başta ne olduğunu anlayamadığı ağırlıktan dolayı oldukça zor ve acı vericiydi. Sağ gözünün içini dolduran kan pıhtısı göz kapağını açmasını engelliyordu. Sadece, kısık olan sol gözüyle görmeye çalışıyordu.
16 dakika sonra:
Göz kapaklarının müsaade ettiği kadarıyla tarla ile yol arasından geçen kanalı zorlukla fark edebildi. Sürüklenerek suyun yanındaki tomruklardan birine yaslandı . Büyük sızılarla ellerini ve yüzünü yıkadı. Arkasını dönüp baktığında başına geleni daha iyi anladı; kaza yapmıştı. Vücudunu kontrol etti. Yüzünü bir daha yıkadı. Ve kazadan sağ salim kurtulduğu için şükretti.
18 dakika sonra:
Yerinden zar zor kalktı ve “Allah’ım! Ölmedim! Evet ölmedim! Yaşıyorum!”, “Allah bana bir şans daha verdi” dedi. Kendi kendine “Az kalsın öbür dünyayı boyluyordum. Az daha ben de cehenneme bronzlaşmaya gidiyordum” dedi, gülümsedi ve ekledi “İkinci şansımı bari iyi kullanayım. Uff! Az kalsın öteyi boyluyordum”
19 dakika sonra:
Gördüğü ilk şey biraz ötedeki iki kedi oldu. Ortuduğu yerden kedilere küçük taşlar attı ve o sırada kanalda ilerleyen belgeleri gördü. Buna anlam veremedi ve giden kağıt parçalarını umursamadı. Ne de olsa canı o kağıt parçalarından daha değerliydi.
İç muhasebe yaptı. Davranışlarından dolayı pişman oldu. Sakatlanmadığı için hâline şükretti ve “Oh be! Parayı boş ver. Önemli olan sağlık” dedi. Sonra her yanını bir daha kontrol etti. Sapa sağlamdı.
25 dakika sonra:
Aklına arabadaki paralar geldi. Hemen çantayı kontrol etti fakat onu ilk anda bulamadı. Anladı ki, çanta kaza da parçalara ayrıldı, içindekiler de sağa sola dağıldı. Bunu fark ettiği anda biraz önce yaptığı tüm pişmanlıkları sanki hiç bir şey olmamışcasına unuttu.
Çantanın kendi kendine açıldığını, dolayısıyla da paralara ulaştığını zannetti ve ağzından gayr-i ihtiyari “Oooo! Çanta parçalanmış” sözü çıktı. Bu, onun için paralara kavuşma anlamına geliyordu.
50 dakika sonra:
Hâlâ çantadan dışarı fırladığını zannetiği para tomarlarını arıyordu.
2 saat sonra:
Aradığı şeyin para olmadığını, çantadaki değerli şeyin tarlanın kenarındaki suda yüzerek uzaklaşan belgeler olduğunu anladı. Hikaye kitaplarından ikisi suyun içinde kalmış diğer kitaplar da etrafa saçılmıştı.
2 saat sonradan sonra:
Çantadan istediği şeylere ulaşamadığını kabul etti daha doğrusu kabul etmek zorunda kaldı. Üstünü başını düzeltip otostop yaptı ve geri döndü. Hemen Koray’ı aradı. Olup biteni, çantadan hiç bir şey çıkmadığını anlattı. Koray önce “Numara yapmıyorsun. Değil mi? Nasıl içinde bir şey olmaz” dedi. Buna yemin ederek çantada gerçekten para olmadığını söyleyen Hayati, bütün çabalarının fiyasko olması bir yana bir de ölüm tehlikesi geçirdiğini ve artık bu tür şeylere tevbe ettiğini anlattı. Koray “Hadi tevbe ettin diyelim de. Çantanın sahibi bize bir şey yaparsa ne olacak” dedi ve kendi yoluna gideceğini söyledi.
Hayati de hiç bir şey olmamış gibi davranmaya devam etti. İş yerine söylediği izin süresinin son üç gününü evinde hikayeler okuyarak sürdürmek istedi.
Veya sürdüreceğini zannetti.
Dolandırıcının Hikayesinin Sonu
Hayati kazadan kurtardığı sarı kapaklı ve üzerinde silah doğrultulmuş adam resmi bulunan kitapta kaldığı yerden devam ediyordu;
“Ferdi’ye en yakın arkadaşı ihanet eder ve para uğruna onu Hasan’a şikayet eder. Hasan’ın sıkı bir adam olduğunu ve kendisine karşı yapılan hataları affetmediği herkes tarafından bilinir. Öyle ki eğer bir gün Hasan’ın eline düşerseniz dua edin sizi hemen öldürsün, çünkü genelde öldürmekten beter eder.”
Hayati hikayenin bu kısmında kalktı mutfağa gitti ve hikayedeki olayın sonunun nasıl olacağını, ölümle mi mutlulukla mı neticeleneceğini düşünüyorken reçel sürdüğü ekmeklerden atıştırdı.
Geri döndüğünde hikayeye devam etmek üzere sarı kapaklı kitabın kapağına dokunmuşken kapı zili çaldı. Hayati hemen kapıyı açtı. Karşısında yaşlı bir kadın vardı. Kadın ona “Gülhatun burada mı?” dedi. Hayati “Ne Gülhatun’u?” , Kadın “Bura 12 numara değil mi?” Hayati “Hayır ya! Yanlış ev” dedi ve kapıyı kapattı.
Dikkati dağılan Hayati bu kez kitabı unuttu. Televizyonu açıp yine mutfağa gitti. Su içmek üzere buzdolabından suyu aldı ve salondan gelen sesle birden bire irkildi. Salondan patlama sesleri gelmişti. Silah sesinden irkildi ve elindeki sürahi düştü.
Hayati mutfaktan salona geçti ve Tv’deki çizgi filmi görünce söylendi “Çizgi filmde silahın ne işi var?” dedi.
Televizyon açıkken hikaye okumaya devam etti.
“Hasan’ın adamları çok sinsidirler ve işlerini çok temiz yaparlar. Onları evde otururken ensenize dayanmış silahla görürseniz panik yapmayın”
Hayati çizgi filmdeki silah seslerinden rahatsız olup televizyonu kapattı ve ensesinde de bir metal soğukluğu hissetti. Kapattığı televizyondaki yansımadan arkasında bir adamın ona silah doğrulttuğunu anladı. Hiç bir şey olmamış gibi yapmayı deneyip kitabı okumaya devam etti.
“Hasan’ın adamlarına yalvarmayı denemeyin, onlardan kurtulmaya çalışmayın. Sadece ölmeden önce yapmak istediğiniz bir şey varsa hemen onu yapmaya çalışın”
Hayati ensesindeki silahın soğukluğu altında hikayeye daha fazla devam edemeyeceğini biliyordu. Aklına Koray’la beraber çaldıkları çanta, çantanın sahibi olan Yıldırım Bey, Yıldırım Bey’in dilden dile dolaşan acımasızlığa dayalı özellikleri ve ölmeden önce ne yapılması gerketiğine dair düşünceler geldi.
Yapacak bir şeyi yoktu. Sadece son bir kez hikayedeki son cümleye bakmak istedi ki aynı anda kulak sağır edici silah sesini duydu ve gözüne hayatındaki son kelime ilişti:
“BİTTİ”