Yıllar öncesinde henüz küçük bir dükkanı bile yokken çerçilik yapar, mahalledeki ilkokulun karşısındaki sahibinin hiç uğramadığı bir kaba inşaatın en alttaki dükkanına satacağı malzemeleri sabah dizer, akşama kadar da özellikle çocukların ihtiyacını giderecek ürünler satardı. Orta okulun karşısındaki kaba inşaatta önceleri çoğunlukla ders araç gereçleri ve oyuncak türü malzemeler satıyorken sonradan bisküvi, çikolota gibi ufak tefek şekerlemeler de satmaya başlamıştı.
Sabahın en erken vakitlerinde satmak istediği bütün malları dizer, hava kararmaya yüz tuttuğunda tümünü yeniden kaldırır ve bunu her gün bıkmak usanmak bilmeden tekrarlardı. Akşam karanlığı çökmeye başladığında ise toparladığı tüm eşyayı tahtalardan kendisinin yaptığı korunakların altına saklar, üzerlerine de muşamba serip böylelikle koruma altına alırdı.
Çerçi o zamanlar sürdürdüğü bu mütevazi hayatından memnun sayılırdı. Her ne kadar, ailesinin geçimi uğruna bundan fazlasını elde etmek için daha çok çalışmak istese de elinden ancak bu kadarı geldiğini düşünür, hâlinden şikayette bulunmazdı. Geçen günler boyunca durumu öncekine kıyasla iyileşiyorsa da, yine de kazandığı parayı tam olarak kullanmayıp büyük kısmını hatta neredeyse zorunlu ihtiyaçları dışındaki tamamını işini genişletmek için harcıyordu.
Ki; bu gayretinin karşılığını almakta gecikmedi.
İki yıla kalmadan üçüncü çocuğunun doğumundan bir kaç hafta sonra gün aşırı kullandığı sahibi belirsiz inşaat alanının yanındaki küçük dükkanı kiraladı. Kiraladığı bu dükkan küçüktü fakat eski durumuyla kıyasladığında yeni yerini fazlasıyla rahat buluyordu. Satacağı onlarca parça malı her gün her gün dizip tekrarında kaldırmak zorunda olmaması bile onu sevindirmeye yetiyor, artıyordu.
***
Çerçi yeni iş yerinden, daha doğrusu ilk iş yerinden fazlasıyla memnun kalmış bu yüzden bir ay sonra doğan kız çocuğuna yıllardır sahip olmayı arzuladığı sabit dükkana nihayet kavuştuğu için Visal ismini koymuştu.
Elde ettiği gelir küçük dükkanın kirasını ödemeye, evini geçindirmeye ve bebeğinin giderlerine istediği ölçüde yetmiyorsa da en azından önceki aylardan daha iyi durumdaydı ve geçen zaman onun lehine ilerliyordu. Gün geçtikçe kazancı artıyordu.
Çerçi katlanarak artan gelirinin bir kısmınını kullanmak üzere bakkalı geliştirme dışında başka planları da vardı.
***
İşleri düzeldikçe geleceğini garanti altına almak arzusuyla başka yatırımlara da gücü yettiğince girişiyordu. Bunun için kazandıklarının bir kısmını ne olursa olsun bankaya aktarıyordu. Parasını yatırdığı banka, çerçinin küçük bakkal dükkanı açıp işlerinin düzelmeye başladığı dönemde en fazla faizi veriyordu ve o, asıl işi dışındaki bu yolla ek kazanç sağlayacağına inanıyordu.
Eski çerçi, yeni bakkalın planlarına göre faize para yatırarak kârına kâr katacak, bakkalı yoluna koymak için harcadığı eforu sarf etmesine gerek kalmadan bedavadan para kazanacaktı.
O, “Bu kadar insan işini biliyormuş, şimdiye kadar boşuna çileler çekiyormuşum” diyerek herkesin yaptığı gibi yaptı ve emek harcamadan kestirmeden para kazanmayı düşündü.
***
Eski çerçi, yeni bakkalın işleri her geçen gün daha iyi gidiyor, her geçen zaman geliri katlanarak artıyordu. Fakat o, imkanları ne kadar genişlerse genişlesin elindekilere bir türlü razı olamıyordu, hatta büyüyen maddi gücüne rağmen çerçilik günlerindeki yaşamını sürdürmekten vaz geçmiyor, adeta yemiyor içmiyor tüm gelirini bankaya yatırıyordu.
Tek bir gayesi vardı; kendine yetmeyen küçük dükkanın yerine geniş bir dükkana taşınmak ve çok kazanmak, daha fazla kazanıp hayatını önceki kötü günlerinden mümkün olduğunca uzaklaştırmaktı.
Tüm vaktini işini büyütmeye verdiği için ailesine daha az vakit ayırmak zorunda kalıyor daha da ilerisi bazen onların varlığını bile unutuyordu. Artık evine çok geç vakitlerde gidiyor ve evden sabahın en erken vakitlerinde ayrılmak zorunda kalıyordu.
Çerçi bakkal açılmasıyla önceki manevi hayatından da uzaklaşmaya başlamıştı. Camiye önceden olduğu kadar uğramıyor, ibadetlerini de zaman zaman aksatıyordu.
Nasıl geçtiğini anlamadığı günlerin ardından haftalar, aylar ve yıllar akıp gidiyordu. İşlerini yoğunluğundan üç yaşına gelen kızını pek göremiyordu. Nadiren gördüğünde de çok yorgun olması ya da çocuğun uyuyor olması onunla ilgilenmesini engelliyordu.
Hızla geçen yılların ardında namazlarını aksatması da son raddesine ulaşmıştı. Öylesine yoğun çalışıyordu ki Cuma namazlarına bile zor gidiyordu.
***
Geçmişteki sefalet dertlerinden uzak yeni hayatı değişik sıkıntılarla karşılaşmasını ve hırsının karşılanması yolunda farklı acılar çekmesini engelleyemiyordu.
Kendisinin ve ailesinin yaptığı fedakarlıklar karşılığını bulmuş olan eski çerçi, aradan geçen yılların ardından hep hayalini kurduğu dükkanın sahibi olmuştu. İşler o kadar yolunda gidiyordu ki geçmişten kalan tüm borçlarını ödemiş olması bir yana, hiç kimseden borç istemesine gerek kalmadan iki tane de daire satın almıştı. Artık kendi evinde kira vermeden yaşıyor, üstüne üstlük kira da alıyordu.
Çerçinin işleri tıkır tıkır ilerliyordu. Onun canını sıkan tek şey civarda açılan yeni bir marketin kendisine rakip olması ve müşterisinin bir kısmını kaybetme tehlikesi yaşamasıydı.
***
Yeni marketle birlikte yolunda giden işler de tersine dönmeye başlıyordu.
O sıralar mahalleye market açılması ile tıkırında giden işlerinin azalması yetmiyormuş gibi bir de kendisine göre büyük bir fiyasko yaşamış, tam bir hayal kırıklığına uğramıştı; bankaya, hem de ülkenin en kârlı bankasına yatırdığı ve hayatının sigortası olarak gördüğü yüklü miktarda birikmiş parası bankayla birlikte batmıştı. Parasını yatırdığı kurumun sahibi iflas etmiş, tüm parası zamanında devlet güvencesi altına alınmadığı için elinden kaçmış, onun da tüm diğer mudiler gibi faiziyle yaşamayı tasarladığı bütün birikimi yok olmuştu.
Çerçi, aklına hiç gelmeyecek şekilde çok güvendiği bankanın batması ile emeğinin karşılığını kaybetmek olarak alınca çılgına döndü.
Ona göre; tüm bunlar nasıl olurdu?
O kadar çalışması, çabalaması, emek sarfedip biriktirmesinin karşılığının tümden yok olması kabul edilemezdi.Bu olamazdı.
Gerçi olay sadece onun başına gelmemişti. Daha bir sürü mağdur vardı fakat onların hiç birisi çerçinin umurunda değildi. Zaten istese de aklına başkaları da gelmiyordu, gelemezdi.
Şok içindeydi. Olanlara tahammül edemiyordu.
Sanki bütün olumsuzluklar kendisini bulurdu. Adeta koskocaman dünyada bütün acılar onunlaydı. Ona göre, binlerce insan hiç bir şey yapmayıp, bir sürü para kazanıyorken kendisi alnının teriyle, bileğinin gücüyle yıllarını verip, parasını bankaya yatırınca bela onu bulmuştu.
Gece gündüz durmadan kaybettiği parasını düşünüyordu. Rüyalarında paralarını görüyor, sabahları kabuslarla uyanıyordu. Neredeyse aklı çıkmak üzereydi. İş hayatında kırılma yaşıyor, dükkanın işlerini yapmakta zorluk çekiyor, kendini hep yorgun hissediyordu.
“Bunlar olmamalıydı.
Niçin kendisiydi!?
Niçin parasını kaybetmişti!?”
Bakkal böyle düşünüyordu.
***
Böyle düşünmesi davranışlarına da yansıyordu. Her hareketinde isyan nümayandı. Strese düşmüş hayal kırıklığı yaşıyordu. Davranışını kontrol edemiyor, tüm diğer insanları düşman olarak görüyor, kendisini ise dünyadaki tek mağdur, tek acılı insan olarak biliyordu. Kimse umurunda değildi.
Eski çerçi, yeni mağdur market sahibi kaybettiği yüklü miktardaki parasının kaybının ızdırabıyla dengesinin sarsıldığı o günlerde kendisi için oldukça tuhaf sayılabilecek bir kaza geçirdi. Her defasında zorla uyanmayı normal sayıyordu fakat yine öyle bir günün sabahı uyandığında çok daha değişik bir acıyla yataktan kalktı. Vücudunu taşıyamamasından başka bir de yangından çıkmış gibiydi. Marketçi, kalktığında sanki beliyle göğsü arası ateşte yanmıştı. Adeta işkence görmüştü.
Ağrıyan yaralarına gömleğini kaldırıp baktığında gözlerine inanamamış, derisine ne olduğuna bir türlü anlam verememişti. Karın boşluğu irili ufaklı kızarıklıklarla doluydu.
Marketçi hastaneye gittiğinde vücudunun gerçekten yandığını öğrendi. Doktorun ona anlattıklarına göre yaşadığı stresin içinde biriktirdiği enerji patlama yapmış vücudunda bu yüzden hakiki yanıklar ortaya çıkmıştı. Yanıklar o kadar gerçekti ki, psikolojisi bozulan marketçinin yaraları yanık merhemi kullanarak ancak iyileşmişti..
Marketçi, bankada kaybettiklerinin ardından çektiği ızdıraplardan dolayı kendinde dayanma gücü bulamıyordu. Artık her şeyi boş veriyordu.
Caminin yolunu tamamen unutmuş, sigaraya başlamış, önceden haftada sadece bir iki kez uğradığı kahvehanenin abonesi olmuş, evine çok geç vakitlerde ancak uğrar olmuştu.
Bakkal yaşadıkları karşısında tam anlamıyla bitmiş, olanlar karşısında isyan etmişti
Bakkal bankada kaybettiği paranın acısını bir türlü unutamıyor, parasal meselelere karşı aşırı temkinli yaklaşıyordu. Bakkaldan kazandıklarını en az riskle değerlendirip bir kere daha işini büyütmeye çalışıyordu. Biliyordu ki kazanmak kadar, kaybetmemekte önemliydi.
Batan parasının açığını kapatmak için didinen bakkal önceki dönemlerde olduğu gibi yine evine uğrayamıyor, beş yaşına gelen çok sevdiği en küçük çocuğuna hâlâ istediği şekilde babalık yapamıyor, ona işi yüzünden yeterince vakit ayıramıyordu.
Büyük oğlu bakkal işlerini yürütmek için daima beraberindeydi, orta okula giden kızını da hep görüyordu fakat Visal’iyle nadiren beraber olabiliyordu.
Yıllardır tüm çabasını ileride elde edebileceğini kafasına koyduğu evler ve dükkan için sarf etmişti. Uğruna bir çok fedakarlığa katlanmış, bu uğurda varını yokunu ortaya koymuş, yememiş, içmemiş, giymemiş tüm yatırımını dükkanına yapmıştı. Gerektiğinde kapı kapı dolaşmış, sonradan ödeyebilmişse de bir çok kişiye borçlanmıştı.
Nihayetinde her zaman hayalini kurduğu mahallenin başka bir market açılana kadar ki en büyük bakkalına sahip olmuş, bununla kalmamış hem de iki dairesi olmuştu.
Fakat.
O, artık eski sefalet günlerinden kurtulduğunu, sonunda işleri yoluna koyduğunu düşündüğü sırada, aklına hiç gelmeyecek ve de hiç düşünmek bile istemeyeceği olay nasıl olduğu anlaşılmadan oluverdi.
Yılların birikimi dükkanı tesbit edilemeyen bir sebepten dolayı gece yarısı yanmış, kül olmuştu. Yangının geç anlaşılması ve ateşlerin zor söndürülebilmesi bir kaç saat içinde, yıllar süren emeğinin kalan kısmını, bakkalını da tarumar etmişti.
Bu, onun ikinci yıkılışıydı.
***
Bakkal, dükkanın yanmasıyla büyük darbe daha aldı ve bir kez daha ne yapacağını şaşırdı. Ne düşünürse düşünsün işin içinden çıkamıyordu.
Bakkal üç yılın ardından buhranlarından yeni yeni kurtulduğunu düşünüyorken yangından sonraki yeni felaketle sarsıldı. Musibetler sağnak sağnak yağıyordu ve çerçinin ailesi her yıkımın ardında olduğu gibi olup bitenlere anlam veremiyordu. Bu kez de çerçinin beş yaşındaki kızı Visal’de sebepsiz yere değişmişti. Visal dükkan yangından sonra çok değişmiş, sanki olup bitenlerle dilini yutmuştu.
Küçük kız pek konuşmuyor, bir kaç adımdan fazla yürümüyor, kendisini sevenlere, şakalaşanlara hiç bir tepki vermiyordu ya da veremiyordu.
Annesi Visal’in hâlinden çok şüphelenmiş hemen doktora götürmek istemişti fakat babası buna para sıkıntısı çekmelerini gerekçe gösterip karşı çıkmıştı. Marketçi baba kızındaki garip değişimi kendisinin üzüntülü hâline bağlıyordu. Kızın durumunun düzelmesi için de onun yanında hep neşeli görünmeye çabalıyor, onunla şakalaşmaya çalışıyordu.
Çerçiye göre kızı, babasının üzgün durmasına dayanamamış bu yüzden durgunlaşmıştı. Bu, nasıl olsa bir kaç günde geçerdi.
Çerçinin bu düşüncesi anneyi tatmin etmemiş kızını hastaneye götürmüştü.
Bu arada bakkal kendi derdiyle meşgul, bankada kaybettiği paraların ardından bir de yanan dükkanının verdiği acıyla tepkisizdi. Ona göre iki belada da yapabileceği bir şey yoktu. Kaybolup gidenler karşısında elinden bir şey gelmiyordu.
Çaresizdi.
***
Bu kez önceki gibi isyankar tepki göstermiyor daha olgun davranıyordu. Bankada kaybettiği para karşısında yaşadığı acıyı bu kez o seviyede yaşamıyordu. Bu kez de stres altındaydı, bu kez de kahrolmuştu fakat önceki gibi değildi.
Doktorun hiç bir şekilde stres yapmama tavsiyesini ve bunun aksi taktirde vücudunda önceki yanmadan daha büyük sorunlar oluşturabileceğini hatırlamış olması onu daha temkinli yapıyordu.
Bu kez de çok üzgündü, ikinci olaydan, yangından da çok etkilenmişti fakat her şeye rağmen duygularını kontrol altına almayı başarıyordu. Çerçilik yaptığı günleri, o zaman da dükkanının olmadığını, üstüne üstlük bu kez iki tane de fazladan dairesi olduğunu düşünüp rahatlamaya çalışıyordu.
Bakkal artık eski bakkal değildi. Yaşadığı bu ikinci büyük kayıptan sonra elinde olanların kıymetini daha çok anlıyordu.
Dükkanı yandıktan sonra kazanmak kadar kaybetmeyi kabüllenmeye başlamıştı.
Eski çerçi yeni müflis marketçi yaşadığı tüm kayıplar ve bunalımlardan sonra kaybettiklerine ağıt yakmaktansa geçmişteki mütevazi ve mutlu günlerindeki kişiliğine geri dönmenin hayallerini kurdu. Eski kendisi olursa, yeniden yükselişe daha sağlam geçebileceğini varsayıyordu. Bir yerlerde hata yapmış olmalıydı. Hatasını anlayıp, kendine çeki düzen vermeliydi. Biliyordu ve hatırlıyordu ki, çerçilik yaptığında şimdiki kadar bile varlıklı değildi ama mutluydu.
Bakkala göre kazandığı tüm dünyevi mallar, tüm kazançlar onu eski dünyasından, madden fakir ama manen müsterih zamanından uzaklaştırmıştı. Kazanma ve daha fazlası uğruna sarf ettiği tüm gayret ona maddi güç vermiş, manevi yanını ise her geçen gün yok etmişti.
Dört yıl öncesinde namazlarını kılan, sorumluluklarına yerine getiren, ailesine vakit ayıran, sıkıntısı olmayan, içi huzur dolu birisiyken şimdi bir sürü kazandığını kaybetmiş olmanın hayal kırıklığıyla doluydu.
Anlamıştı ki, kazanmanın ona verdiği tek şey, elindekileri kaybetme korkusuydu ve korkarak yaşamaktansa, olmadan yaşamak daha iyiydi.
Eski günlerden, eskiden yaptıkları..
Kur’an-ı Kerim okumak istiyordu. Bunun için hemen kalkıp en son yanlış hatırlamıyorsa Ramazan’dayken okuduğu Kur’an’ı Kerim’i kitaplıkta aradı. Rafları teker teker gözden geçirmesine rağmen kendi mushafını bulamayınca başka bir tane aradı fakat yine bulamadı.
Evdeki Kur’an’ların nerede olduğunu bilmiyordu.
Akşam karanlığı çökmek üzereyken marketçinin hanımı küçük kızın başına gelebileceklerin endişelendiğinden onu hastalıktan anlayabilecek komşularına göstermek üzere evden ayrıldı.
Marketçi ise bu sırada, okumak için Kur’an bulamadı ve geçen uzun zamanın akşam namazı için camiye gitmeye karar verdi. O, yanan dükkanının verdiği bitmişlik, olup bitenlerden kendisini sorumlu tutan suçluluk duygusu, yol üzerindeki dükkanlardan üzerine gelen ışıltılar ve kapanan dükkanlardan gelen kepenk sesleri arasının verdiği karmaşık duygularla camiye yürüdü.
Uzun ayrılık döneminin ardından evinin yakınındaki camiye sanki ilk kez gelmiş gibiydi. Selam verip avludaki bankın en kenarına oturdu ve kendini yabancı hissettiği sağa sola göz attı. Samimi olduğu kimseler yoktu. Bahçedeki cemaat arasında zar zor hatırlayabildiği kişiler ve müşterilerinden tanıdığı bir kaç kişi vardı.
O, düşünceli edayla oturup ezanın okunmasını beklerken cemaatin aralarındaki konuşmalarına kulak kabarttı. Soldaki bankta oturanlar, bir kaç gün önce ölen müteahhitten bahsediyordu. Orada oturanlar müteaahhitin bir çok arsası olmasına rağmen, belediye mezarlığının bir kısmınında kendisinin olduğunu iddia ettiğini, ölümünden sonra da hak iddia ettiği mezarlığa defn edildiğini konuşuyorlardı. Cemaatten bir kısmı bu olayın ibretinden bahsederken biraz ötedeki yuvarlak plastik sandalyede oturanlar da tarlaların yanından geçen su kanalına uçan araçla alakalı sohbet ediyorlardı. Anlatılanlara göre suyun kenarındaki kazadan kalan hurda yığını, ön kısmı kana bulanmış arabanın sahibi esrarengiz bir şekilde kayıplara karışmıştı.
Çerçi, iki olayı da çok merak etmiş, ayrıntıları öğrenmek üzere sohbete katılmaya karar vermişti fakat bu isteği ezanın başlaması ile sona ermişti.
Akşam namazı kılarken kafası allak bullaktı. Bir yandan başına gelenleri, küçük kızı Visal’i, yıllardır uzak kaldığından yabancılaştığı camiyi, değiştiğini ancak fark edebildiği cami imamını, bankta iken duyduğu olayları düşündü. Bir yandan da namazının kabul olup olmayacağı aklına takıldı.
İbadet süresi marketçiye kısa gelmişti ve namazın ardından bir müddet daha içeride kalmak istedi. Caminin kitaplığına gitti. Rafların önünde üst üste yığılmış rahleleri yerlerinden oynatmak istemediğinden, pencerenin önünde bulunan bir Elifba’yı aldı.
Rastgele açtığı sayfadaki Karun’la ilgili kıssayı zaten bildiği için okumayıp, içinden Karun’a “Pislik herif!!” deyip başka bir sayfayı açtı. Bu kez sayfada surelerin mealleri yazan kısımları okudu.
Okudukça safvet dolu eski günlerini anımsadı. Her çevirdiği sayfayla beraber zihnindeki bunalım buzlarını eridiğini ve kalbinde çözülmeler olduğunu seziyordu.
Yanan dükkanı ile meşgul olmasına gerek kalmadığı için camide istediği kadar vakit geçirebiliyordu. Rast gele açtığı bir sayfada sanki kendisi için yazılmış ayetlerle karşılaşmasıyla ve yazılanları okumasıyla şaşkınlığı artıyordu:
“O, seni yetim bulup barındırmadı mı?(6) Seni fakir bulup zengin etmedi mi? (8) Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an (11) Duha”
Eve gitti. O gün aklına hep bu ayetler geldi.
***
O gece yatmadan önce uzun zamandır aklına gelmeyen on bir yaşında kaybettiği babası, büyüyene dek kendisine bin bir fedakarlıkla kol kanat geren annesini hatırladı. Ve ne kadar da duyarsız olduğunu, dükkanı yanmasaydı bunların hiç birisinin aklına bile gelmeyeceğini düşündü. O gece bir de, kimsenin ne olduğunu anlayamadığı kızının alışık olmadığı olağandışı durumu aklına geldi.
Ancak gecenin geç saatlerinde uyuyabilen bakkal uyandığında vakit öğleye yaklaşıyordu. Yıllar sonra ilk kez bu kadar geç kalkmıştı ve hiçbirini hatırlayamadığı onlarca karmaşık rüya gördü. Hanımı erken kalktı fakat onu, yeterince dinlensin diye kaldırmadı.
Çerçi için o gün diğer günlerden farklı olmuştu. Evde ilk kalkan kişi bu kez o olmamış, sabah namazını kılamayan bakkalcı ilk defa hanımını bu yüzden azarlamıştı. Ve o gün, Visal her zamankiden daha hareketsiz kalmış hiç bir kelime edemez, hiç bir adım atamaz olmuştu.
Bakkal çaresiz Visal’i hastaneye götürdü, gider gitmez küçük kız yoğun bakıma alınınca evladının hastalığındaki ciddiyeti anlayabildi.
Kızının tedavisi için gerekirse evleri ve her şeyini satmayı göze aldı, doktorlardan almayı umduğu olumlu cevap uğruna ne gerekiyorsa yapmaya karar verdi.
Fakat.
Yapmayı düşündüğü hiç bir fedakarlığı yapmasına gerek kalmadı. Yanına usulca yaklaşan doktor çok üzgündü.
Marketçinin küçük kızı ölmüştü.
***
Bakkalın ifadesi alındı ve müflis baba hakkında ihmalden dolayı kızının ölümüne neden olduğuna dair soruşturma açıldı, ardından da beraatine karar verildi.
Otopsi raporlarına göre küçük kız düşüp omurilik zedelenmesi ve kısmi felç geçirmişti ve eğer hastaneye daha erken getirilseydi kurtulma ihtimali yüksekti.
Kızının kendi ihmalleri yüzünden vefat etmesi ile bir kez daha derinden sarsıldı. Sahip olduğu bir çok şeyi kaybetmesinin ardından yine aklına gelmeyen başka bir varlığı, biricik kızı artık yoktu.
Çok büyük bir imtihanla karşı karşıyaydı.
***
Aklına bir gece önce camiye gitmesi, orada okuduğu meal, özellikle de Duha Suresi’nin ayetleri geldi. Çerçi, bu kez her şeye rağmen imanına ve tevekkülüne sarılıyordu. Yaşadıklarının onu derinden sarsmasına rağmen, bu kez arttığını hissettiği imanıyla tavır almaya çalışıyordu.
Ertesi gün ise imanına sarılma ruh hâleti yerini yine çatışmaya terk ediyordu.
Ne yapmalıydı? Dayanma gücünü neredeyse yitiriyordu.
Neredeyse faiz için bankaya yatırdığı parayı kaybettikten sonraki gibi bunalıma düşüyordu ve neredeyse tekrar kötü alışkanlıklara başlayıp camiyle olan birlikteliğine yine son veriyordu.
Öyle yapmadı.
Başına gelenleri kazanması gereken bir imtihan olarak gördü. “Veren O’ydu, alan da O oldu” dedi ve pes etmedi. Pes etmemesinin en büyük nedenlerinden birisi de çok önceleri okuduğu bir kitaptan aklında kalan kırıntılardı. “Hastalar Risalesi” ve ismi aklına gelmeyen “Çocuk Taziyenamesi” gibi bir yazıyı anımsaması bile onu rahatlatmaya yetiyordu.
Yapabileceği alternatifi olmadığını biliyordu. Nihayetinde, Veren ona bir çok mal, mülk, evlat vermişti; şimdi de bunların bir kısmını geri alıyordu. Parası ve dükkanı gitmiş olsa da hâlâ iki dairesi vardı, ailenin tek kızı ölmüş olsa da hâlâ iki çocuğu vardı.
Dükkanın geriye yok denecek kadar az kalan mal dışında yanması ile birlikte neye karar vereceğini şaşırdı. Her şeyin yolunda gitmesine, görünürde hiç bir olumsuz nedenin belirtisi bile olmamasına rağmen kaybettiklerini geri getirebilmek için uzun düşünmelerinin ardından girişimlerine yine, tıpkı çerçilik yaptığı zamanlarda olduğu gibi bir daha başladı.
İlk olarak, yanarak tamamen kullanılmaz hâle gelen dükkanı tekrar kullanmak istedi fakat bu isteğine kavuşamadı. Hem dükkanın kullanılamaz durumu hem de dükkan sahibinin yangından sonra yine kendisiyle iş yapmayı istememesi ile bundan vaz geçmek zorunda kaldı.
Ne yapacağını bilemiyorken hanımı ve çocukları ile yaptığı aile istişaresinde iki evini satıp başka bir yerde dükkan açmaya karar verdi.
İki ay sonra evlerini sattı ve başka yere taşınıp yeni dükkan satın aldı. Bu kez dükkana kira vermiyor, yalnızca kaldığı ev için kira ödüyordu. İçinde bulunduğu durumun kendisini itmesi ile zorunlu olarak yaptığı bu girişimini riskli buluyordu.
***
Yeni dükkanı, önceki dükkanından daha iyi yerdeydi ve geliri, satışları eski mahallesindeki sonradan açılan hiper market yüzünden azalan dükkanın çok çok üzerindeydi.
Çerçinin işleri kısa sürede tekrar düzeldi. Taşındığı işyeri öncekine göre daha kârlıydı. Çerçi, çok zaman geçmeden yeniden büyük bir mağazaya kavuştu işler daha da büyüdü.
***
Çerçi, “Bir gün küçük bir dükkanım olsa da, işlerimi yoluna koysam” diye düşünüp, bunu dualarından hiç eksik etmedi ve günün birinde hiç hayal etmemiş olsa da kocaman markete sahip oldu.
Yanan küçük bakkal dükkanın eşyalarını ilk dizdiğinde hâline çok şükretti ve kendisine verilen nimetler karşısında çok sevindi.
Çerçi için seyyar satıcılığın ardından sabit dükkanda çalışmak kolay olmuş, işleri kısa sürede yoluna koymuş, üç yıl içinde daire de satın almıştı. Küçük bakkalıyla hem her zaman malları yeniden dizip sonra da kaldırma zahmetinden kurtulmuş hem de aile olarak ummadıkları halde kendi evlerinin sahibi olmuşlardı.
Çerçi kazandıkları karşısında önceleri normal yaşam tarzını sürdürdü, ibadetlerine devam etti, hayatını saran emir ve yasaklara uymayı sürdürdü, sonra ise işlerin her geçen gün iyiye gitmesine bağlı olarak da zamanının artık yetmemesi bahanesi ile inhirafa düştü. O, eski duruluğunu kaybetti, kazandılarını kendi emeğinin karşılığı olarak görür oldu, ibadetlerine ayırdığı vakit azalırken işine ayırdığı vakit git gide arttı, ailesine olan düşkünlüğü yerini dükkana verilen aşırı ilgiye terk etti.
Dükkan sahibi olmasıyla yetinmemesi yerini işini büyütmeye, işi büyütme endişesi de yerini daha fazlasını kazanmaya bırakınca çerçi, kısa yollardan da kazanç sağlama yoluna girdi fakat bunun için parasını yatırdığı banka batınca da çok büyük darbe aldı ve bu yüzden ruh sağlığı bozuldu, hayırlı zannettiği işlerin büyümesi ve kazancının devamlı artması birden bire aleyhine döndü.
Kaybı yalnızca para, ve ruh sağlığı olmadı, asıl önemlisi manevi hayatı da kaybolma noktasına gelecek kadar yara aldı.
Üç yıl sonra zihinsel yapısı yerine gelip, her şeyi olarak gördüğü dükkanını da yangında kaybedince yanlışlar helezonunda ilerlediğini fark etti, yitirdiği biricik dükkanıyla çerçilik günlerindekinden daha fazla olgunlaştı.
Şer addettiği yangınla birlikte saptığı yanlışlıkları anladı hem maddi hem de manevi olarak çerçilik günlerine yeniden geri döndü.
Küçük kızının ölümünde ise hayatının o âna dek olan en büyük imtihanını yaşadı ve bunu atlattı. Dükkan yangını sonrası olaylara daha salim yaklaşır olması, Visal’ın dünyadan ayrılması ile sarsıntı geçirdiyse de, zihnindeki o kötü günleri mütevekkil tavra bürünmesiyle atlatabildi, hem ruh sağlığını hem de manevi sağlığını korumayı başarabildi.
Çerçi geçirdiği sarsıntılar silsilesi ile önce isyankar tavra bürünüp bir miktar parasından olmakla sanki her şeyini kaybettiğini zannetti. Yanan dükkanı ile hayatta bu tür kayıpların olabileceğini, hayatta kaybetmelerin de olduğunu kabüllendi. Kızının ölümüyle ise aslında elinden gitmesi mukadder ne kadar da çok zenginliğe sahip olduğunu anladı ve ondan sonra başına gelen her olayı daha rasyonel ve aynı zamanda mütevekkül tavırla atlatmasını bildi.