Sevgililer Geldiler
Kırlarda gezmeye çıkan iki genç aşıktılar. İçleri içlerine sığmıyor, doğanın engin bağrında kendilerinden geçiyor; gözlerini açıyor kapatıyor, kollarını açıyor, keyiflerince geziniyorlardı…
Semadan gülümseyerek bakan güneşin sıcak bakışları altında iki aşk enstrümanıydılar; her yanları rengarenk çiçeklerle bezeliydi… Ayakları altına serili yemyeşil çimenlerle el ele vermiş her boydan ağaçlarla yeryüzü ve üfül üfül rüzgâr altında ahenkle salınan yapraklarla sarmaş dolaş alabildiğine göz kamaştırıcılığıyla masmavi gökyüzü vardı.
Tabiatın bağrındaki aşkın seremoniye coşkuyla katılmak isteyen canlılar; neşeyle uçuşan kelebekler, dört bir yanda uçuşan kuşlar, kanat seslerine şarkılarıyla eşlik eden ağustos böcekleri ve korodaki tüm diğer canlılar yerlerini almışlardı…
Yerlerinden ayrılmayan bitkiler, yapraklar arasında uçuşan böcekler, hepsini taşıyan yer, tümünü kollayan sema, gök kubbenin de ötesinde güneş; tümü el ele vermiş sevgililerin aşkına dayelik yapıyorlar, olanca iştiyaklarıyla onlara mutluluk sunuyorlardı.
İki sevgili tabiattaki ahenge denk bir hevesle birbirlerine bakıyorlar; gülüyorlar, bütün hücreleri ile gülümsüyorlardı. Elleri, ayakları, gözleri, bakışları, mimikleri.. Hepsi tabiat senfonisinin aşk melodisiyle beraber ritim tutuyordu. Saatlerdir aşkın terennümü hız kesmiyor, kesintisiz nağme her yanda aks-i sadâ ediyordu.
***
Sevgililer çiçekler arasında, renkler helezonu içinde el ele vermiş ilerliyorlardı. Semanın sonuna kadar açılmış kolları, göklerdeki uçsuz bucaksız mavilik meşheri arasındaki pamuğumsu beyazlıklar ve doludizgin bulutlar arası seyahat. Yürüdükleri her yer sanki toprak parçası değil, bulutların da ötesinde cennetin etekleriydi.
Tabiatın binlerce sakini ve onlarla sevgi birliği oluşturan âşıklar kusursuz ahengin ortasında istediklerinden fazlasını hissedebiliyor, çiçeğinden böceğine toprağından bulutuna tamamı saadetle taşıp kendilerinden geçiyorlardı.
Hepsi hâlinden memnun, hepsi bu harmoninin sürmesinden yanaydı.
***
Derken.
Sevgilinin biri yerdeki kızıl lalelere, bir de maşukuna baktı.
- Laleler de, sen de ne kadar da güzelsiniz. Dedi ve devam etti.
- Sen ve lale. Bir de seni onunla görmek, uyumunuza şahit olmak..
Sözünü bitirir bitirmez kanat çırptıkları semadan zemine, toprağa doğru eğildi. Çiçeklerden bir çiçeği, güzel olanlardan daha güzelini yüreğinin diğer yarısına, en güzeline vermek üzere elini bir laleye uzattı. Eliyle laleyi sıkıca kavradı.
Seremoni huşu içinde devam ederken kendisine uzanan zarif ele bakan kıpkızıl lale kendinden geçti. Gayr-i ihtiyari “Bir aşık bana dokundu, bir aşık beni sevdi. Ne mutlu bana, ne mutlu bana!” dedi.
Yere uzanan el laleyi sıkıca sarmaladı, onu bir de belinden kavradı. Lale bir an nefes alamadı. Yüzündeki neşve yerini endişeye verdi.
Ve ansızın sevgili laleyi kopardı
***
Muazzam koroda fazlaca belli olmayacak kadar küçük bir aksilik, vecd veren melodide minik bir çatlak, büyülü senfonide cırtlak bir feryat koptu.
Oradaki en güzel çiçeğin kızıllığı hızla kan rengine dönüştü. Kırılan gövdeden aşağıya hazin bir çığlık süzüldü. Lalede bir müddettir devam eden sevinç gözyaşı, yerini yanaklarından akan kana bıraktı. Çehresi soluklaştı, daha fazla sararmamak için çabaladı. Yeşil gövdesinden akıveren kanlı yaş rengini lâl etti. Lale, ne yapacağını bilemedi, dili tutuldu, şarkı söyleyemez neşeli ezgisi süremez oldu.
Minik lale örselendi, hayatının son anını yudumladı. Ama çok üzülmedi. “Beni sevgisi için kopardı. Ne mutlu bana” deyip şikayetçi olmadı. İçine attı. Bundan kimseye bahsetmedi.
Çevresindekilerin kendisini o halde görmesini istemedi. Senfoniye kendini kaptıran diğerleri de zaten onu fark edemedi. O da gövdesinden akan kıpkızıl kanı yanındaki lalelerin arasına karışarak fark ettirmemeye çalıştı.
Son anlarında el ele tutmuş sevgililerin renkler tarlasında ilerlemelerini ve kendisinden koparılmış yeni açılmış kırmızılar içindeki tomurcuğunu görmüştü. Bir parçası sevgilinin elinde onunla ahenk içindeydi. Kendisi ile güzelin uyumuna gülümserken daha fazla dayanamadı ve başsız gövdesi yere yığıldı.
Lalenin boynu vuruldu. Bir enstrüman aradan çekildi, görevinden koparıldı. Onun senfonideki nağmesi sona erdi.
Lale toprağın nemli yüzeyine uzanıverdi. Tabiattaki görevi sona erdi. Onun için her şey bitti.
Fakat seremoni lale olmadan da devam ediyordu.
***
Sevgililer süre giden tabiat melodisi altında laleler, güller içinde ilerlediler ve yolun yanındaki ağaca dek el ele, yürek yüreğe vardılar. Dallarının bir kısmı asfalt yol üzerine salınan ağacın altına çömeldiler. Birisi sırtını yaşlı ağacın kurmuş bedenine yasladı, diğeri ise yere, yeşil çimenlerin üzerine uzanarak başını sevdiğinin kucağına bıraktı.
Yaşlı ağaç misafirlerinden memnun, yanı başında çağlayan sevgi selinden dolayı mesrurdu.
Gövdesindeki ölümcül kovuğuyla dik durmakta zorlanan ağaç, “Bunlar, bu sevgililer işte benim yerinde durmakta zorluk çeken kollarımı canlandıracak, yıkılmaya yüz tutmuş gövdeme hayat verecek, bana canlılık hediye edecekler. Bunlara iyi davranmalıyım. Onların burada daha çok durmalarını sağlamalıyım. Onları incitici etkenlerden muhafaza etmeliyim. Rüzgar yüzlerine vurmasın, yapraklarım üzerlerine düşmesin, yaralı gövdem sarsılmasın.
Bunlar sevgi yüklü bulutlar, bunlar muhabbet dolu yürekler. Belki bunlar sayesinde kurumaya yüz tuttuğum bu çorak zamanda kalan ömür sürem saniyeler, dakikalar ekleyebilirim. Bunlar sayesinde taşlaşmış bedenim cana gelir, bunların canlılık dolu ruhları bana hayat sunar” dedi.
Ağaç çok mutluydu. Ağaç kendinden geçmişti.
Ağaç kendini ev sahibi biliyor, misafirlerini ona göre ağırlıyordu. Güneşin ışıklarına karşı mücadele veriyor, telaşlı tavırlarla altındakilere gölgelik olmaya çalışıyordu. Ağaç çevresindeki diğer canlıları çağırıyor, davete gelen kuşlar, böcekler ve tüm diğer canlılar da kendi paylarına düşeni yapıyorlardı. Yaşlı ağaç da yapraklarının hışırtısı ile tabiat seremonisinde üzerine düşen görevi de ihmal etmiyordu.
Aşk parçası devam ediyor, senfoni de tükenmek bilmiyordu. Parçadaki dirilik tüm hızı ile sürüyordu. Genç aşıkların sevgisinin kaynaklık ettiği efsunlu haz yerdeki çimenlerden, otlara, çiçeklere; ağaçlara, ağaçtaki dallara, dallardaki yapraklara; böceklere, kuşlara, kısaca duyabilen tüm canlılara bardaktan boşalırcasına akıyor, hepsini mutluktan kendilerinden geçiriyordu.
***
Sonra…
Kısa müddet sonra sevgililer daha fazla oturmaktan vazgeçtiler. Bir an ayağa kalktılar, birkaç adım ilerlediler.
Gençlerin oturmayı bırakmasıyla, ağacın gözlerinde esen mutluluk meltemi durdu. Dallarındaki kuşlar sevgililere eşlik etmek için ağaçtan ayrıldılar.
Ağaç, misafirlerinin attığı birkaç adımdan dolayı endişeye kapıldı. Yoksa yanından gidecekler miydi? Altında gölgelenen sevgililerin ayrılacaklarını zannetmesi onu hüzünlendirdi.
Ayakta durmakta zorlanan yaşlı ağaç sevgililere biraz daha gölgelik yapmak için olanca kuvvetiyle çabalıyor, en uzak dalları ile sevgililerin uzaklaşmasını engellemeye çalışıyordu. İçinden “Keşke daha fazla kalsalardı. Keşke kuruyan dallarıma biraz daha hayat verselerdi. Ah ne olurdu mükemmel gazel devam ediverseydi. Sevgi şiiri sürüp gitseydi” dedi.
***
Gençler bir müddet ayakta bekleyip yaşlı ağacı tamamen terk etmediler. Ağacın uzaklaşan eğik dallarının yanı başında bekleyip, birbirlerine bakarak gülüştüler.
Gülücüklerin ardından aşıklardan biri cebinden metal bir kutu çıkarıverdi. Yaşlı ağaç yaprakları altında sevgililerin hediyeleşeceklerini düşündü. Aşıkları seyreden güneş ışığını artırarak kutuyu daha parlak hâle getirdi. Biraz önce kanatlanan kuşlar yeniden ağaca dönmeye başladı.
Genç aşıklar dalların ucunda beklemeyi bırakıp tekrar ağacın yanına sokuldular. Elinde kutu olan aşık kapağı açtı. Kutudan hediye çıkacağını zanneden yaşlı ağaç gözlerini kapatıp gülümsemeye başladı.
Genç aşık kutudan bir alet çıkardı.
…
Ve aleti yaşlı ağacın hasta gövdesine sapladı.
Saplayıverdi.
Birden yaşlı ağacın kurumuş gövdesindeki son damar parçalandı. Kuşlar birden çok korktular, ağacın dallarından uçarak kaçtılar. Güneş başını bulutların ardına çevirdi. Hafifçe esen rüzgar sertleşip, hava soğumaya başladı.
Gözlerini açan ağaç aniden neler olduğunu anlamaya çalıştı. Kuşların kendisinden uzaklaşmasına anlam veremedi ve ilkin korkmadı. Hem niçin korksundu ki? Sevginin olduğu yerde neden korkacaktı ki?
Fakat kuşların ürkerek uçuşması, güneşin birden kaçması ağacı da endişelendirdi. Ve neden sonra gövdesine saplanmış metal bıçağı fark etti. Birden üzerindeki yapraklar yere düşmeye başladılar. Gövdesi sarsıldı. Kökleri çatırdadı.
Ağaç gözlerine inanamadı.
Ağacın bir anda dili tutulmuştu.
Ağaç sustu. Zaten istese de konuşamazdı. Mükemmel musiki yerini bir anda korkutucu sükunete bıraktı. Ortalığı aniden tuhaf bir sessizlik kapladı. Sesi kesilen senfoninin ürkütücülüğü en çok ağacı etkiledi.
Ağaç ne yapacağını bilemiyordu. Sevgililer ise gülmeye devam ediyor, nedense bu sessizliği bir türlü duyamıyorlardı.
İhtiyar ağaç, yaşlı bir kadın tarafından dikildiğinden beri pek çok insanın acımasız saldırısına uğramıştı. O, yanı başından geçen asfalt yolun yapıldığı gün onlarca ağacın başına geldiği gibi kökünden kesilmeye yeltenilmemişti ancak sayısız yaralanmaya maruz kalmıştı.
Nedense insanlar kesici aletlerle üzerine şekiller çiziyor, onun hayatını tehlikeye sokacak davranışlarda bulunuyorlardı.
Üzerinde muhtelif şekiller, çoğu kalbe benzeyen ve yazılarla bezenmiş suretler vardı. Her geçen saldırıda tahrip olmuş, yaşayabilme gücü biraz daha eksilmişti. Zamanla çoğalan şekiller ve üzerine atılan çizikler onda mecal bırakmamış, nihayetinde takatten düşmüştü.
Uğradığı bu son saldırı da en az diğer saldırılar kadar hunharcaydı. Uzun zamandır sevgilerine ortak olduğu kişilerden bir kez daha ihanet görmüştü. Daha biraz öncesine kadar altında gölgelenen, kendilerinden geçen kişiler nedense birer vahşi kesilivermişlerdi.
Yıllar önce yol yapılırken yanı başında gövdeleri ikiye ayrılmış ağaçları hatırladı. Onların hepsi birden bire kesilmiş belki de bu kadar acı çekmemişlerdi. Kendisi ise uzun yıllar boyunca daima işkence görmüştü. Savunmasız gövdesine atılan her çizik damarlarını dağlamış, çaresiz bünyesini derin acılara gark etmişti.
İhanete uğrayan yaşlı ağaç kendisini uzun yıllar süren işkencenin nihayetinde son nefesini vermek üzere hissediyor ve kendini acziyetin kollarına salı veriyordu.
Bundan sonra ne kadar dayanabilirdi ki? Daha fazla yaşayamayacak, yaşlı bedeni bu son çiziklere tahammül edemeyecekti.
Keskin alet hâlen üzerinde geziniyordu. Çevresinde hiçbir kuş, böcek ve başka canlı kalmamıştı. Güneş yerini kara bulutlara bırakmış, kızgın rüzgâr hırçınlaşmıştı. Biraz önce koroya ahenkle renk veren laleler fırtına altında belirli belirsiz çırpınıyorlardı.
Yaşlı ağaç tepki veremiyordu. Gövdesi keskin aletle delik deşik ediliyor, o ise sessiz çığlıklarını sevgililere duyuramıyordu. Üzerinde gezinen alet ile gövdesine önceden kalma şekillerden daha belirgin yeni şekiller çiziliyordu. Alet çok derinlere gire çıka vücudunu oymaya devam ediyordu. Üzerindeki kuru kabuğun bir kısmı yerlere düşüyor, karşısındaki insanların ayakları dibine yığılıyordu.
***
Genç adam ve yanındaki sevgilisi güle oynaya ağaçtaki şekli bitirmişti. Şimdi ikisi de gözlerini çizime dikmiş tebessüm eden çehreleriyle eserlerine bakıyorlar ve birbirleriyle konuşuyorlardı. Ağacın yaşlı ve gittikçe kurumaya yüz tutmuş gövdesinde kocaman bir kalp, kalbin içinde iki harf ve hepsinin üstünde kalbe ortasından giren bir ok vardı.
Sevgililerin biri şekildeki okun yönünün ters olduğunu, okun aslında yukarı doğru gitmesi gerektiğini söyledi. Diğeri ise ağaçtaki bütün öbür okların yönünün yukarı olduğunu, kendilerininkinin farklı olması gerektiğini anlattı ve aşklarının göklerden süzüldüğü için okun yönünün yere doğru olması gerektiğini izah etti.
Havada karanlık hakim olmaya başlamıştı. Ortalıktaki tüm canlılık belirtileri yerini soğukluğa ve cansızlığa terk ediyordu. Genç sevgililer de ağacın yanında beklemeyi bırakıp yol kenarındaki arabalarına yönelmişler, keskin aletin kutusunu yanlarına almışlardı fakat bıçağı ağacın gövdesinde saplanmış olarak unutmuşlardı.
***
Ağacın yüreğine saplanan bıçak darbeleriyle bütün yapraklarından yaşlar akmaya başladı. Kesilen damarları ağacın hayatının devamını zorlaştırdı. Aradan geçen zaman diliminde ağacın kökleri ile yapraklarının bağlantısı koptu. Yaşlı ağaç belki de bir iki gün ya da bir kaç saat daha ancak dayanabilecek ve sonrasında toprağa karışacaktı.
Gövdesine sevgi dağıtan bir vesile olarak çizilen ok, son anlarını yaşama çabasındaki yaşlı ağaca nefret bulaştırmıştı. O, artık kendisine zarar vererek, ölüme terk edenlere karşı koyma arzusuyla dolmuştu ve bağrını yarıp keskin bıçağı yüreğine saplayanlarla mücadele etmek istiyordu. Onlara yaptıklarının tabiatı bozan kötü bir davranış olduğunu haykırmak istiyor, onlardan intikam almak istiyordu.
Ama ne yapabilirdi ki?
Ölüme yaklaştığı bu son demlerinde acaba yapraklarını kıpırdatabilir, en ufak bir harekette bulunabilir miydi? Ah bir yerinden uzaklaşabilse, cani insanlardan öcünü alabilseydi.
Yaşlı ağaç bunları yalnızca düşünebileceğini, hayal ettiklerini mümkün değil gerçekleştiremeyeceğini tasavvur etti ve çaresizce ölümünü beklemeye koyuldu.
***
Sevgililer Tekrar Geldi
Ağaçların boylu boyunca eşlik ettiği asfalt yol üzerinde bunaltıcı sıcak havada renksiz alev dalgaları yükseliyordu. Sevgililer bir müddet önce altında aşk melodileri terennüm ettikleri ve nihayetinde ihanet ettikleri yaşlı ağacın yanına yeniden dönüyorlardı.
Gövdesinde çizili kalp şekline saplı bıçağın acısıyla kıvranan ağaç, ilerideki tümseğin sonunda, asfalt yolun biraz ötesinde gittikçe kendine yaklaşan sevgililerin otomobilini görmüştü. Ağaç; onların, gövdesindeki bıçağı bağrından çıkarmak için geldiklerini düşünmek istedi.
İki sevgili ağaca yaklaşırken birbirleri ile bakışıyorlar, gülümsemeleri arabanın ahenkli yol tutuşu ve akıp giden asfalt çizgileriyle uyum sağlıyordu. Süre giden yol boyunca üzerlerinden geçen kuşlar, ağaçlardaki hışırtılar, tekerleklerin yolla temasından doğan ses; hepsi aşıklara bir kez daha aşkın duygular sunuyor, ilerlemelerine ahenk katıyordu..
***
Spor otomobilin yoldan akarak geçişi biraz önce sevgililerin bıçakla yaşlı ağacı oyuşuna şahit olan kuşları ve kelebekleri korkutuyor, onların kaçışmalarına neden oluyordu.
Sevgilililer ise birbirlerinin ellerini kavramış, birlikte şarkılar söylüyor, sanki hiçbir şey yapmamış, tabiata hiç zarar vermemişler gibi neşelerine neşe katıyorlardı. Sevgililerin coşkunluğunun aksine çevredeki çiçekler, ağaçlar, yeryüzü, güneş, yaşlı ağacın başına gelenlere ve kızıl lalenin öldürülüşünü tüm diğerleri sessizliğe bürünmüşlerdi.
Bu kez tabiat sevgi şarkıları söylemeyi bırakmış, kelimelerin hepsini yalnızca aşıklar bağırıyorlardı. Fakat bu kez sessizce haykıran ahenkli tabiat senfonisi yerine, gürültüsüne rağmen sesi duyulamayan sevgililerin içi boş sevgi lafları yankılanıyordu.
***
Sevgilileri taşıyan üstü açık spor arabanın yoldaki ahenkli ilerleyişi yaşlı ağaca yaklaştıkça bozuluyor, her adımda arabacın sesi biraz daha değişiyor, araba adeta bir şeyler anlatmaya çalışıyordu.
Sevgililer kendilerin geçip birbirleriyle bakışıyorlarken biraz daha felakete yaklaşıyorlardı. Yanı başına geldikleri yüreğine bıçak saplı ağaca yaklaştıkça, tehlike sesleri her yanı sarıyordu fakat kimse buna kulak vermiyordu. Zaten insanlar yalnızca kendilerini düşünüyor, tabiatı sadece çıkarlarına alet ediyor, sesten başka da hiç bir şeyi duyamıyorlardı.
***
GÜMMM!!
***
Her yanı kırmızılara bürünmüş adam ağacın gövde kısmında cansız bekliyor. Yaralı olduğu gövdesindeki çiziklerden anlaşılan ağacın ortasından kan fışkırıyor. Ağacın kesik yerinden su gibi sıvı akıyor.
Ağaçtaki bitmekte olan son hayat suları, ağaçtaki kalp şeklinin üzerindeki okun ucundaki adamın kıpkırmızı kanı ile beraber aşağıya akıyordu. Ağaç bir an olanları kavramaya çalışıyordu. Nasıl oldu da yolun ortasına kadar ilerleyebildiğini anlamlandırmaya çalışıyordu.
Şimdi bunları üşünebilecek durumda değildi. Hemen kurumaya yüz tutmuş vücudundaki, artık taşıması zor olan dallarındaki tüm yaprakları üzerine iyice yığılan cesedin üzerine bırakıyordu. Yardım etmesi için rüzgardan yardım istedi. Rüzgarda olanca gücüyle yaprakları yere düşürme çabasına girdi.
Kendisine çarpmış olan arabanın üzerine yaptığı baskıdan ve cansız bedeninin derisinin kabuğuyla bütünleşmiş olan adamın ölü vücudundan kurtulmak istiyordu. Geriye çekildi. Üzeri kan içinde kalmıştı. Gövdesindeki kalbin yeni çizilmiş kısımları kanı sünger gibi içine çekiyorlardı. Ardından çabucak asıl bulunması gereken yere, hayatının başından beri hiç uzaklaşmadığı, fidan olduğu ilk günden beri bulunduğu yolun kenarındaki yere gitti.
Artık yaşayamazdı. Şimdi kupkuru vücudunun tek ıslak kısmı gövdesindeki kalp ve ucundan kan damlayan ok şekliydi..Yerine tastamam yerleşti. Hayata bundan böyle devam edemeyecekti.
Gençlerin ölümüne neden olduğu için kendisini affetmedi. Böyle bir şeyi yapmak istemezdi ama nasıl olduysa aklından geçeni gerçekleştirebilmiş, arabanın önünde durabilmişti. İnanamıyordu.
Bundan böyle kötü bir şeyi aklından bile geçirmeyecekti. Kötülük düşüncesini bir daha hiç düşünmeyecekti bile. Artık kendisine yapılan fenalıkları sinesine atacak, pahası ne olursa olsun pişman olacağı bir hareketi bir daha yapmayacaktı.
Ağaç ayakta durmakta zorluk çekiyordu. Ağaçtaki vicdan azabı içindeki tüm hayat sularını dışarı attırdı. Aradan geçen bir kaç saatin ardından daha fazla dayanamayan ağaç sevgililerin biraz ötesinde yere yığılıverdi.
