Atakan, Nihat ve Kâni’nin arkadaşlıkları okul yıllarına dek uzanıyordu. Onlar, bundan dokuz yıl önce tanışmış, birlikte geçirdikleri üç yıl boyunca dostluklarını en üst düzeye taşımışlardı.
Ne var ki eğitim yıllarının ardından her geçen yıl birbirlerinden kopmuşlar, birbirlerini göremez olmuşlardı.
Nihat ve Atakan aynı plazanın farklı katlarında çalışıyordu. Nihat B bloğunun giriş katında teknik serviste, Atakan ise C bloğunun orta katlardan birinde yazılım bölümündeydi.
İkisinin aksine Kâni büyük petrol şirketlerinden birinde teknik sorumluydu.
Kâni diğer arkadaşlarının aksine genellikle seyahat hâlindeydi ve çoğunlukla şehir dışına çıkıyor, iki haftaya varan süre boyunca evine dahi uğrayamadığı oluyordu. O, bu düzensiz hayatı yüzünden ailesine olduğu gibi arkadaşlarına da vakit ayıramıyordu.
Üç arkadaşın okul yaşamlarındaki sıkı beraberlikleri, meslek yaşamının getirdiği yeni hayat tarzı dolayısıyla aksıyordu. Onlar aynı şehri paylaşıyor olmalarına rağmen neredeyse ilişkileri kopma noktasındaydı ve istemeseler de eski samimiyetleri devam etmiyordu.
***
Atakan ve Nihat her ne kadar mesai başlama veya bitiminden sonra servis araçlarının beklediği yerde görüşebiliyorlarsa da bu yalnızca ayaküstü sohbetle sınırlı kalıyor, uzun süreli birliktelik iş hayatının sunduğu yoğunluktan dolayı pek akıllarına gelmiyordu.
İçlerinden yalnızca Nihat bu durumdan rahatsız oluyor ve bu yüzden uygun bir vakit ayarlayıp birlikte olmak için çaba sarf ediyordu fakat onun buluşma gayretleri bir şekilde sonuçsuz kalıyordu.
Toplanmak istemeleri her defasında sözde kalıyor, ileri sürdükleri bahaneler toplanmalarını engelliyordu. Böylece istekleri sonraki vakte erteleniyor; üçünün de kendine göre mâkul mazeretleri, ortak bir zamana randevulaşmalarını önlüyordu.
***
Bir gün, hepsinin değişik bahaneler öne sürmesi buluşma gününe ve saatine zorlukla karar verebilmeleriyle neticelense de Nihat, üçünün de işlerinin aksamayacağı, en uygun günü ve saati tüm engelleri aşarak ayarladı.
Vakte karar verildikten sonra buluşma noktası olarak Nihat’ın evinde, cumartesi günü saat dokuz buçukta toplanmayı kararlaştırdılar.
***
Nihat, yaptığı her işte normalden fazla titizlik gösteriyordu. O, çevresindekiler tarafından kuralcı kişiliği ile biliniyor, bir çok konuda aşırıya varan hassasiyetiyle tanınıyordu. Ona göre verilen her sözün mutlaka yerine getirilmesi gerekirdi ve yine ona göre; verilen sözler dakikasında hatta saniyesinde yerine getirilmeli, her yerin kendine özgü kurallarına uyulmalı ve yapılan her iş usulüne göre yapılmalıydı.
Etrafındakiler her ne kadar uymakta zorluk çekseler de, kendilerini Nihat’ın olunmasını istediği şekilde davranmak zorunda hissederdi. Bu mecburi tutumun en büyük nedeni ise Nihat’ın başkalarından yapmalarını beklediklerinin hepsine öncelikli olarak kendisinin özenle uymasıydı.
Atakan, Nihat’ın hassas yapısının aksine oldukça esnek davranır, kuralları fazlaca umursamazdı.
Kâni’nin mizacı, diğer ikisinin ortalaması sayılırdı. O, bulunduğu ortama göre hareket eder, her türlü uç tavırdan elinden geldiğince sakınır, genellikle herkese ve her olaya karşı rasyonel davranırdı.
***
Randevu günü, Kâni dokuzu yirmi geçe Nihat’lara geldi, salona geçti ve Nihat’la vaktinde gelmesini umdukları Atakan’ı beklemeye koyuldular.
Heyecanlı ve hassas yapılı Nihat dikkatini bir yandan hemen çalınmasını beklediği kapı ziline vermiş, öte yandan Kâni ile ayaküstü hasbıhal ediyor hem de en iyi şekilde ev sahipliği yapmak istediği için mutfaktaki hanımına yardım ediyordu.
Kapının vurulmasına veya zilin çalınmasına kulak kesilmiş olan Nihat akrep ve yelkovan tam dokuz buçuğu gösterdiğinde gelen olmayınca endişelendi. Yoksa Atakan gelmeyecek miydi? Gelecekse niçin vaktinde gelmiyordu?
Nihat’ın, herkes için sıradan sayılan birkaç dakikalık gecikmeye bile tahammülü yoktu.
Ona göre bu buluşmaya ne yapıp edip tam vaktinde gelinmeliydi. Kâni söz verdiği vakitte gelmişken, Atakan ortalıkta yoktu. Nihat, kendisinin bir araya gelebilmeleri yolunda sarf ettiği çabalara karşılık diğer iki arkadaşından en azından sözlerini tutmalarını ve sorun çıkarmadan vaktinde gelmelerini bekliyordu.
Nihat içindeki düşünceleri her ne kadar dışa vurmasa ve vurmak istemese de farkında olarak ya da olmayarak bunu davranışlarına yansıtıyordu.
Kâni, sessizce beliyor; arada bir gelip gittiğinde, salondaki muhabbetlerine kaldıkları yerden devam ede ede Nihat’la konuşuyordu.
Birkaç dakika geçtiğinde ev sahibi Nihat mutfaktan çıkmış, salona yönelmişken asansörün alt kattan çağrıldığında çıkan tıkırtılı sesini duydu. Gittikçe yaklaşan asansör sesi onu salona geçmekten vazgeçirdi.
Nihat’ın tahmini asansörle gelenin Atakan olmasıydı. Fakat beklentisi boşa gitti. Biraz önce şiddeti artarak yaklaşan asansörün hareketine özgü ses daha da yukarıya çıkarak gittikçe azalıyordu.
Demek ki bu gelen Atakan değildi, çünkü o kaçıncı katta inmesi gerektiğini biliyordu. Nihat yine de arkadaşının yanlış kata çıkmış olabileceğini varsaydı. Bu tahmini doğru ise Atakan birazdan aşağıya inerdi.
Kapının önünde bekleyen Nihat bir an salon ve mutfaktan hangisine gidiyor olduğunu hatırlamaya çalışıp, sonra salona gitti. Bu sırada kulağı hâlâ asansörden gelmesini istediği sesteydi fakat duymayı istediği hafif sesle beraber ümidi de bitti.
Tüm dikkatini Atakan’ın gelmesine veren Nihat, Kâni’nin salonda yalnız kaldığını düşündü. Misafiri ile istediği ölçüde ilgilenememeyi karakterine yakıştıramayan Nihat salona geçerek önce Kâni’den kendisini beklettiği için özür diledi, sonra ise titizliğinden kaynaklanan hiddetini engel olmaya çalışsa da bunu bir miktar dışa vurdu. Hem gayr-i ihtiyari sağ eliyle alnını kavrayıp saçlarına doğru sertçe sıkıyor hem de gözleri yere dikili konuşuyorduu.
- Aradan neredeyse on dakika geçti. Beyefendi hâlâ ortalıklarda yok!
- …?
- Yani biraz daha erken gelse!
- Belki mazur bir manisi çıkmıştır.
- Üfff!
- Ben gelirken bir kaza gördüm. Belki kazaya takılmıştır.
- Kaza mı?
- Evet. Sanat galerisinin önünde kaza vardı galiba. Ben kazayı görmedim. Ara sokaklardan kestirmeden geldim.
- !?
- Atakan bana alış veriş falan, öyle bir şeyler demişti ama…
- Erken gelir inşallah!
Kâni ve Nihat bir süre baş başa sohbet ettiler. Konuşmaları bir araya gelememelerini sorgulama şeklinde sürüyordu. Nihat bunun sebeplerini enine boyuna izaha çalışırken, toplanamamalarına en iyi örnek olarak Atakan’ın tam vaktinde gelmemesini gösterdi. Nihat’in sözleri bu minvalde devam ederken asansörden yine ses geldi.
Nihat kapıya bu kez hemen koşmadı. Kâni;
- Gelen Atakan olmalı.
- Kapı zilinin çalınmasını bekleyelim. Gelen eğer o ise, birazcık bekleyiversin! dedi.
Birazdan zil melodisi duyulunca Nihat kapıyı açtı.
Karşısındaki Atakan’dı.
Atakan yirmi dakikaya varan gecikmeyle geldi. Onu karşılayan Nihat gülümsüyorsa da içinden geçirdikleri bunun aksiydi.
Atakan da çok iyi biliyordu ki Nihat ona karşı kızgındı, fakat onun öfkesi çok da önemsenmeye değmezdi, nasıl olsa birazdan mülayimleşirdi.
Nihat için Atakan’ın bu yaptığı hiç affedilebilir gibi değildi ve gürültü çıkarmanın da anlamı yoktu. Biliyordu ki bu, arkadaşının her zamanki sıradan davranışıydı ve ne kadar kızsa da asla düzelmeyecekti.
Nihat içinden geçirdiği şüphe dolu menfi düşüncelerle Atakan’ın niçin geç kaldığını hiç merak edip sormadı ve olumsuz sözler sarf ederek onun hakkında suizan yaptı.
Nihat, Atakan’ın tam vaktinde gel(e)meyişini, onun keyfi hareket eden ve sorumsuzca davranan birisi olması şeklinde yorumladı.
***
Aylar sonra bir araya gelebilen üç arkadaş beraber olmanın hazzını yaşıyor, muhabbetlerinde konu konuyu açıyordu. Sohbetlerinde okul yıllarından iş hayatına, askerlik günlerinden, sosyal meselelere kadar bir çok konuya değiniyorlardı.
Muhabbet başladığından beri Atakan’ın dikkatini çeken ve ilerleyen zaman boyunca zihnini kurcalayan bir tuhaflık vardı. Dile getirmek istemese de kafası ister istemez karşında gördüklerinden ötürü meşgul oluyordu.
Kâni bacak bacak üzerine atmış, adeta yanındakileri umursamazcasına oturuyordu.
Atakan Kâni’nin bu davranışına anlam veremiyor, onun oturuş biçimini terbiyesizce buluyordu.
Bu adam kendini bir şey mi zannediyordu? Niçin böylesi alışık olunmayan tavırdaydı? Buna neden gerek duyuyordu?
Bildiği Kâni böyle olmamalıydı.
Atakan’a göre o şekilde oturmanın anlamı karşısındakileri küçümsemekden başka bir şey değildi. Kâni’nin üslubu, kendisinin kimseye karşı önyargısı olmadığını düşünen Atakan açısından garipti. Halbuki Kâni esasında pek de mağrur davranan birisi değildi. En azından Atakan öyle biliyordu. O’na göre bunun tek bir açıklaması vardı; aradan geçen yıllarda kazancı diğer arkadaşlarına göre katlanan Kâni değişmiş, onun yerine kendini beğenen çalımlı birisi gelmişti.
***
Süre giden sohbet süresince Atakan’ın Kâni hakkındaki negatif düşüncelerinin sonu gelmek bilmedi. Atakan için bir arkadaşının böyle bacak bacak üstüne oturması normal karşılanabilecek tutum değildi ve bu davranışıyla Kâni kendisine kızılmayı hak ediyordu.
Bu defa arkadaşı için nedenini bilmeden olumsuz düşüncede bulunan Atakan’dı. O, Kâni’nin oturuş biçiminin öyle olmasının geçerli bir nedeni olabileceğini düşünmeden, arkadaşı hakkında kolaylıkla suizanda bulunuverdi.
***
Hayli sıcak temmuz akşamında, bunaltıcı havada süre giden muhabbet sırasında Kâni sık sık cebinden çıkardığı mendil ile alnındaki terleri silmeye çalışıyordu. İlerleyen gecenin normalin üzerindeki sıcaklığından salondaki herkesten çok Kâni etkileniyordu. O, oturduğu yerde sabit kalmayıp, sağa sola dönüp duruyor ve sıkıldığını bu hareketleriyle belli ediyordu.
Kâni’nin bunaldığını sezen Nihat, onun için pencerenin camlarını açtı, ayrıca diğer odadan vantilatör getirip onun yanına yerleştirdi.
Kâni’nin o ana dek oturuş biçimini hiç değiştirmemesi onu devamlı izleyen Atakan’ın dikkatinden kaçmıyordu. Atakan bunu Kâni’nin vurdumduymazlığının, saygısızlığının devamı olarak görüyordu.
Cebindeki kağıt mendillerden birisini daha çıkartmaya çalışan Kâni, Nihat’tan su getirmesini rica etti;
- Su alabilir miyim?
Ev sahibinden içecek isterken bile oturma üslubunu değiştirmemiş olması Atakan’ın iyice çılgınlaştırıyordu. Ona göre; beyefendi su isterken bile istifini bozmuyor, karşısındakileri adeta adam yerine koymuyordu.
Atakan’da bu tasavvur ister istemez oluşuyor, böyle düşünmemek için hislerine hakim olamıyordu.
Nihat mutfakta iken, Kâni, Atakan’a;
- Hayrola! O yanındaki süslü püslü paket de ne?
- Hımm.. O mu? Bu, Nihat için aldığım hediye. Hani geç kalmıştım ya, bunu almam biraz uzun sürdü.
- O kadar vakit bir hediye almak için değildir.
- Değil tabi canım. Yolda bir trafik kazası vardı o da etkiledi.
- Herneyse. Kazayı boş ver. Armağandan bahset.
Kâni, Atakan’ı dinlerken ayağa kalkıp çantasından bir dergi aldı tekrar yerine döndü. Atakan, arkadaşının yine öncekiyle aynı oturduğuna dikkat etti. Kâni, çekmeceden aldığı dergiyi yelpaze olarak kullanıyordu. Atakan;
- Bu armağanı alabilmek için neredeyse bu mahalleyi ezberledim. İki saate bir dükkan zor bulabildim, bir de uygun bir şeyleri seçebilmek vaktimi aldı. Çok ince eleyip, aşırı sık dokudum. Bilirsin işte.
- Nihat.
- Evet Nihat. Bu adama bir şey beğendirmek zor. Geç kaldım, telaşeden hediyeyi vermeyi unuttum.
Konuşmanın bu kısmında Nihat içeri geldi. Elinde üzerinde minyatürler olan porselen sürahi ve sarı lale resimli kulplu bir bardak vardı. Hem bardağın hem de sürahinin yüzeyi buğuyla kaplıydı.
Kâni serinlemek için kullandığı saman kağıda basılı çalıştığı şirketin aylık bültenini önüdeki sehpanın üzerine koydu. Atakan’la konuşurken dergiye gayr-i ihtiyari göz atıyordu.
İçeri girer girmez, Nihat;
- Ne o! Benden mi bahsediyorsunuz?
- Ha, evet, tam da senden konuşuyorduk. Bir de paketten.
- !? Paket de nesi?
Kâni
- Bardağı uzatır mısın?
Nihat meraklandı ve Kâni’ye getirdiği sudan önce sehpaya iki peçete koydu. Porselen sürahiyi ve kulplu bardağı da çabucak peçetelerin üzerlerine bıraktı.
- Bak jelatinle kaplı şu süslü kutucuğu görüyor musun?
- Evet.
Kâni, soğuk su ile dolu bardağı dudağına götürürken;
- Atakan’ın sana aldığı hediye. O paket aynı zamanda Atakan’ın vaktinde gelememesinin nedeni. Yaa! Şimdi anladın mı, sinirli adam?
- Vay be!
- Eh artık, Atakan’ın niye o kadar geç kaldığını da anladın.
Nihat, hediye çantasını aldı ve;
- Ooo! Yakında bir yer vardı, sen çok uzaklara gitmişsin.
Atakan;
- Yoo! Buralarda hediye satan hiç bir yer bulamadım.
- Hemen köşede.
- ?
- Pardon! Orası daha geçenlerde yandı.
Kâni;
- Atakan’ı şimdi affettin mi?
- Asıl affetmesi gereken Atakan. O sırf bana hediye alma uğruna bir sürü eziyete katlandı, bana böylesi ince davranışta bulundu ben ise buna karşılık sadece onun birazcık gecikmesiyle öfkelendim. Senden özür diliyorum, Atakancığım. Ve teşekkür ediyorum.
***
Kendisine hediye alınmasının duygulandırdığı ve sevindirdiği Nihat, paketi aldı ve Atakan’a tekrar takrar teşekkür etti.
Nihat kendine kızmış, yaptığından utanmıştı. O, Atakan’ı karşıladığıda içinden geçirdiklerini hatırladı ve kendisini sorguladı; ne kadar kötü kalpli birisiydi, dostu onun için emek harcayıp, kalbini kazanma gayreti gösterirken, kendisi tüm bunlara karşılık suizanla karşılık vermişti.
Nihat Atakan’dan bir kez daha özür diledi. O, yaptığının farkına varmış, hatasını düzeltmişti. 2
Kâni bir yandan Nihat’ın düşünceli adımlarla hediye kutusunu salonun köşesindeki kitaplığın yanına taşımasını izlerken, sol eliyle saman kağıda basılı bülteni tutuyor, diğer eliyle soğuk sudan içiyordu. O, suyu birkaç nefeste bitirebildi ve bardağı sehpadaki peçetenin üzerine bıraktı.
Bu sırada Kâni’nin eli ıslanmıştı. Parmaklarındaki nemin, derginin kenarlarını ıslatıp, kağıdı tahrip etmesini istemeyen Kâni kurulamak için elini peçeteye uzattı.
Peçete de ıslaktı.
Bu kez elini sürahinin altındaki peçeteye götürdü. O, sırılsıklamdı.
Kâni’nin dokunduğu her şey su içindeydi.
Elini kurulamayı umduğu peçetelerin bile ıslak çıkması Kâni’yi içten içe hiddetlendirdi ve kendi kendine “Bu evde her şey suya mı sokulup çıkarılmış? Derginin sayfaları mahvoldu. Kurulaması beklenen peçeteler bile nemliyse artık.. Nihat kendisine yapılan her muameleye tepki gösteriyor ama önce kendisine baksın. Şu hâle bak.. insan biraz özen gösterir..” dedi.
Diğer arkadaşlarının davranışlarının bir benzerini de Kâni yaptı. O da, Atakan geç kaldığındaki Nihat’ın beğenmediği asabi tepkisinin bir benzerini yaptı. Kâni de suizandan geri kalmamıştı.
***
Arkadaşlarına kıyasla havanının boğuculuğundan fazla etkilenen Kâni vantilatörün derecesini yükseltirken;
- Ameliyattan sonra biraz fazla hassaslaştım herhalde. Ortamın havasından aşırı etkileniyorum. Hastalıktan sonra vücudum epey değişti.
Söylenenlere anlam veremeyen Atakan;
- Nn? Hayrola ne oldu? Ne diyorsun? Ne ameliyatı?
- Senin de bir şeyden haberin yok. Sahiden uzak kalmışız.
- Boş ver de, ne olduğun söyle.
- Prostat. Prostattan ameliyat oldum. Dikkatini hiç mi çekmedi? Oturuş biçimim bile değişti. Bacak bacak üstüne koyarak ancak oturabiliyorum.
***
Kâni’nin oturuş biçimi başından beri Atakan’ın dikkatinden kaçmamıştı. Fakat, Atakan oturma biçimini tamamıyla farklı yorumlamıştı.
Atakan, kendisinin ne kadar duyarsız olduğunu düşündü ve içinden “Bunca yıllık arkadaşım ameliyat geçirmiş. Haberim yok. Üstüne üstlük bir de onun hakkında yakışıksız davranışta bulundum.” dedi.
Atakan, Kâni’nin oturuş şekli hususundaki kusurunu anladı, hatasını fark etti, peşin hükümlülüğünden dolayı içinden pişmanlık duydu.
***
Nihat, Atakan’ın aksine Kâni’nin ameliyatından haberdardı. Hazırlıklarını da bunu dikkate alarak yapmıştı. Hazırlanan akşam yemeğinden, içeceklere kadar ayrıntılara Kâni’nin hastalığını göz önüne alarak önem vermeye çalışmıştı. İkram edeceği suyu bile mahalledeki sucudan değil, bildiği en kaliteli su markasından kendi arabasıyla gidip bizzat almıştı. Nihat, unutmamaya çalışarak böylesi sıcak bir günde daha alış verişten döner dönmez suyu buzdolabına kendisi yerleştirmişti. Kâni soğuk sudan istemez olursa, bir miktar suyu da buzdolabı dışında tutmayı unutmamıştı.
Tüm bu hazırlıklar için çabalanmış olmasına rağmen Kâni’yi ilgilendiren içtiği suyun bardağındaki ıslaklık olmuştu. Sıcak havada bardağın üzerinde oluşan nemin bardağın kenarından aşağıya akması ve biriken nemle ıslaklık oluşmuş, damlalar hâlindeki su tanecikleri bardaktan aşağıya akarak alttaki peçeteyi ıslatmıştı.
Kâni kendisi için yapılan, görmediği hazırlıklardan ziyade, bardaktaki ve peçetedeki görünen ıslaklığa göre Nihat’ı değerlendirmişti. Kâni, Nihat’ın kendisi için yaptığı ona özel hazırlığın farkına varamamış ve yaptığı suizanda o ânda kalmıştı.