Her insan kazanmak, başarıya ulaşmak, zafer kazanmış olmak ister. Ancak gelecekte istediklerine kavuşmuş olmayı hayal etmek yetmez, bu hayal etme beraberinde bir şeyler yapmayı gerekli kılar. Hayal kurmadan hedef belirlenemeyeceği gibi, hedef belirlemiş olup da hiç bir şey yapmamış olmak da bir işe yaramaz. Öylesine bir şeyler yapmak da gelişigüzel olduğu zaman yine bir işe yaramayabilir. Dahası işe yarar çaba sarf etmekle bile iş bitmez. Geçen her zaman önümüze yeni sorunlar çıkarır, her didinme karşımıza yeni sorunlar çıkarır.
Herkesin sahip olmak istedikleri, ulaşılması için mücadele gerektiren hedeflerdir. Fakat buna rağmen bir çoğu hayallerine kavuşmak için bir rüzgarın esmesini bekler, eline bir an önce fırsatların konmasını diler. Bir çoğunun bir çoğu da bu beklentisine kavuşamadığı için kendini mahveder ve acılar içinde kıvranır. Pek azı ise bir şeyler yapmak için çabalar, pek azının bir çoğu bir yerlerde pes eder ve zorunlu olarak durumunu kabullenir. Bazıları sonuna dek sebat ederler fakat yine de bu, istenen sonuç için yeterli olamaz.
Unutmamak gerekir ki zafere giden yollar asla kırmızı halıların serili olduğu, rüzgarın kolaylaştıcı yönden estiği, şedid akıntı ile aynı yönlü değildir. Zafer yolu zorluklar ile doludur. Bu yol boyunca insanı canından bezdiren engeller vardır. Yürünmek istenen yol boyunca önüne dizili dikenler, yol vermek istemeyen çalılıklar ve nereden geldiği belli olmayan barikatlar vardır. Bu yolun sağında solunda saldırmak için bekleyen vahşilerle, adımalarını engellemek için uğraşan gulyabaniler ve görmeni engelleyen yarasalarla doludur…
Hepsinden öte tüm bu yollarda yürümeye azmetmiş birisi için bunlardan daha büyük ve asıl engel ise ne gulyabaniler, ne dikenler, ne de barikatlardır. Zafer yolunda ilerlemek için cedelleşecek biri için tüm bunlardan daha ciddi ve asıl engel karamsarlık, inançsızlık, plansızlık ve ne yapmak gerektiği hususundaki belirsizlik içinde kalmaktır. Asıl sorun bizzat beynin kendisidir; doğru düşünmemek, doğru düşünememek, yanlış düşünmeye kendini Salı vermektir.
Düşünmek, tüm dış şartlarla boğuşmak gerektiğini ve ilerlemek için karşılaşılabilecek her şeyi. Ardından da kilitlenmek ve sonuna dek, belki de ölene dek ilerlemek. Tıpkı Maksimus gibi. Generallikten köleliğe düşen Maksimus’un Roma’da tekrar muzaffer olabilmesi için kölelik yollarından geçmesi, kaplanlarla savaşması, uğradığı tüm tahrik eden hakaretler karşısında kendine hâkim olabilmesi ve her şey rağmen canını vermeyi göze alabilmesi gerekliydi. Maksimus’un muzafferiyet yolunda köle olmak, arenalarda canhıraşane savaşmak, kılıç kullanmak, planlar yapmak, hakaretlere sabretmek kolaydı. Onun için zor olan bir gün Commados’u alt edebileceğine inanmaktı, buna inanabilmekti.
İnanabilmek ama nasıl? İnanmayı engelleyen en büyük etken, içimizdeki otomatik engel mekanizması; nefis. Ve nefsin yıkıcılığına karşı içimizdeki kalkan ve en büyük silah; irade. İnanabilmenin yolu nefsin tuzaklarına karşı iradenin çelikten dayanma gücüne kavuşmak. Nefse hoş gelen şeyler iradenin gücünü kırar, nefse karşı gelinerek yapılan ibadetler ise iradeyi güçlendirir. Tüm zor gelmesine rağmen günde beş vakit namaz kılmak, oruç tutmak ve gün boyu nefsin tüm cezbeden arzularına karşı gelmek. Ve belirli vakti olmaksızın her zaman günahlara karşı mücadele ederek iradeyi bilemek. Böylece içte taşınması gereken “inanma gücü”ne kavuşmak.
İrade güçlendikten ve engellere karşı gelinebilineceğine olan “inanç” kazanıldıktan sonra geriye kolay olan kısım yani dış faktörlerle savaşmak kalıyor.
Savaştıktan ve elinden geleni yaptıktan sonra ise ne olduğu önemli değildir. önemli olan zaferden sonra sarhoş olmamak, mağlubiyetten sonra parişaniyet yaşamamak çünkü ‘mutlak son’ hiç bir zaman gelmez, her adımdan sonra diğer adım, her tepeden sonra diğer tepe, her bölümden sonra diğer bölüm vardır. Pahası ödenmeden elde edilen mallar çoğu kere çar çur edilmeye mahkûmken, zorlukla elde edilen en küçük parça bile çok çok değerlidir.
Gül eğer amaçsa bunun yolu dikenli dallarla uğraşmaktan geçer. Zaten dikeni olmayan çiçekler ömrü kısa olan çiçeklerdir ve kısa sırada solmaya mahkumdurlar.
Gül dermek için toprak, krallık için dilencilik, başarı için zorluk… Evet, böyle olmalı ve nitekim böyledir de. Hedefine ulaşanların çoğu, dikenlerle çarpışa çarpışa bunu başarır fakat her çarpışan da sonuca ulaşacak diye bir şey yoktur.
Kazanmak için motive olmak gerekirse bunun için çatlamak, patlamak ve ağlamak; daima uğraşmayı göze almaktır. Kötü olan başaramamak ve fiyasko yaşamak değil hayallerin uğruna hiç çabalamıyor olmaktır.
Her türlü amaca ulaşma yolunda elindekilerin kıymetini bilip hâline şükretmek genelde işe yarıyorken, tüm çabalarına karşın adım atamadıkları için isyan edenler ise önlerindeki çalıları kenara çekmektense, dikenleri ellerine yüzlerine bulaştıranlar olurlar.