İnsanlar hep “daha fazla”sını isterler ve sonu gelmek bilmeyen “daha fazla”nın peşinde koşarken elindeki büyük sermaye, sahip olunan zenginlikler ya hiç fark edilmez ya da zamanla unutulur. Halbuki aslında herkes zaten doğal olarak “çok fazlasına sahiptir. Önemli olan bu zenginliğini fark edip arzularının sınırsızlığı karşısında bitmeyen bir fakirliğe düçar kalmaktansa elindekileri fark edip doğal zenginliğine şükretmektir.
Zaten bir çok kere insanlar mallarının kıymetini onları kaybettikleri zaman anlarlar. Evini yandığı zaman, sağlığını hastalandığı zaman, gençliği yaşlanınca, dostların kıymeti de onlardan uzaklaştığıda anlaşılır.
İnsanlar hep daha fazlasını isterler çünkü içlerinde sınır bilmeyen nefis bunu söyler, görünmeyen ama aktif bir şekilde hep kulaklarımıza fısıltayan şeytan bunu emreder, modern hayat ve buna bağlı olarak televizyonlar, reklamlar, modacılar, seçkin yorumcular, gelişim uzmanları (bir de tüccarlar) hep aynı şeyi söylerler.
“Hep daha fazlasını iste.”
Evet, evet daha fazlasını iste. Çünkü sen buna layıksın, çünkü sen bunlar için varsın, çünkü sen tüketicisin, çünkü sen …sın. Hep en fazlasının peşine düş çünkü bunlar senin için, (senin paranın harcanması için), elindekine hiç razı olma çünkü sen kendi ihtiyaçlarını belirlemekten acizsin ve seni düşünen reklamlar ve uzmanlar iyilik yapıp nasıl olsa senin ihtiyaçlarını da söylüyor, seni bunun için düşünme sıkıntısından da kurtarıyorlar. Sen ne olursa olsun hep al, çünkü adamlar yapmışsa, boşuna yapmamıştır herhalde.
Hep önündeki haz verici izin peşini sür de kafanı kaldırıp da sakın tuzakları anlamaya çalışma. Bunu, yani hiç bitmeyen “peşinden gitme”yi ve bunun sana vereceği sonu gelmez anksiyeteyi hiç düşünme. Çünkü nasıl olsa anksiyete için de sana sunulacak olan bir sürü alternatif olacaktır.
Devam et. Hep bir sonraki ve bir türlü sonu gelmeyen yolda yürü. Bitmeyen kovalamacayı sürdür. Gittikçe karmaşıklaşan labirentte yorulup yıkılıncaya kadar dön dolaş ve fakat bulunduğun yerden yine de hiç uzaklaşama. Her hamlende tutabileceğini düşünüp daha hızlı olmaya çalıştığın yakalanamayan kendi kuyruğunla uğraşırken yorul ve yere yığıl. Nasıl olsa dinlenmen için ve kendine gelmen için gereken alakasız ürünü de birileri üretmiştir hem de uygun fiyat koşulları ve sayısını kendinin seçeceği taksit miktarıyla almak şartıyla.
“Daha fazlası” fakat neye göre daha fazlası? Sakın düşünme?
Limit ne? Hayat standartlarının limiti olur mu? Ritmin de sınırı mı olur? Eğlencenin sonu niçin gelsin ki?
…
Arzuları belirleyen nedir? Hiç olmayana kıyasla sahip olunanlar mı, yoksa elinin altındakilerden de fazla olan mı? Herkesin elindekiler aslında olması gerekenden fazla değil mi ki?
Bitmeyen istekler… Gerçek şu ki her zaman bir üst seviye olacak. Daima elde edilmeyi bekleyen daha bir sürü şey bulunacak. Her geçen dönemde, her değişen devirde, süre giden zaman çarkının her birinde yenilikler ve farklılıklar olacağına göre daha fazlasını istemek, hayallerin altında ezilmekten ve bitmeyen tatminsizlikten başkası olamaz.
İstemenin belirli bir eşik değeri yoktur. Her sahip olma eşik değerini daha yukarı çeker. Dolayısıyla da tam tatmin hiçbir zaman olunamaz. Zaten haz almak bir üst sınırı yakalamakla mümkündür. İnsan da sınırsız duygularıyla ömrü boyunca kavuşamayacağı istekler ve bunların tamamına kavuşamamanın ıstırapıyla kavrulur. Hem zaten eşik değerini dünyanın en zengin insanı olarak taçlandırmak bile o tacın bir kaç on yıl sürmeden toprağın altına gideceği gerçeği yüzünden hiç bir anlamı kalmaz.
Yaşlılığı geciktirmek, ölüme de çare bulmak mı? Beklemeye devam et, yüzün iyice kırşıncaya, başında beyazlayacak kadar bile saç olmayıncaya dek. Nitekim yalnızca cennete has her türlü endişeden uzak “mutlak haz”zı, “fani” etiketi taşıyan hiç bir nesne mümkün değil karşılanamaz.
Bunu unutma.
Yarın ilk kez bir şeyle karşılaşacaksın belki de karşılaşmayacaksın. Karşılaşmazsan hiç bir kaybın olmayacakken, karşılaşıp da alamazsan kendini kötü hissedeceksin. Halbuki ihtiyacı belirleyen gereksinimlerdir. Gereksinimi belirleyen de herkesin kendisidir.
İnsanların yiyecekleri Allah (cc) tarafından garanti altında olmasına rağmen (“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır. Zariyat, 58″) olandan fazlasını isteyen ve israf anlamına gelen istediği fazlalık uğruna kendini paralayan ve kendi kendini kaosa sürükleyip perişan eden ve isteklerinin altında ezilenler de yine insanların bizzat kendileridir.
Bitmeyen iştahıyla tüm canının çektiklerine ulaşmanın yolunu arayıp tüketmek için elinden geleni yapan, her gördüğü elbiseye, her gördüğü modayı kendine uysa da uymasa da takip eden, her özendiği beş para etmeyen modellerin bendeliğini kabul edenler Hitler’in ifadesiyle sınırsız arzuları peşinde koşarak kendi cehennemlerini kendi kendilerine oluştururlar.
Atasözünde dendiği gibi: “İnsanlar ilerdeki güllerin peşinden koşarken, ayağının altındaki papatyaları göremez”ler hem de insanlar arzuları peşinde koşarken kendilerinden uzaklaştıklarını fark edemezler.
Nefsin dikte ettikleri ile hazlarının peşinde koşarak kendine yabancılaşanlar, manevi hazzın içte derinleştiren mutluluk buselerinden yanı başında olmalarına rağmen istifade edemezler.
HEP DAHA FAZLASI,YOKLUĞU NEFSİN TATMAMASI ÇOK KÖTÜ VARLIKTA BİLE ONA YOKLUĞU ÖĞRETMEMİZ ŞART.