Ellerim duvarda ilerliyor, zihnim arayış içinde. Girinti, ardından bir tümsek, eğimlilik ve yine bir kavis; dekoratif işlemeler, anahtarlar, kilit. Bu, işte bu; kapı olmalı. Evin dış kapısı. Sol elim şimdi elektrik düğmesinin üzerinde.
Düğme, elektrik…
Sağ elim. Kabartmalı resimin üzerinde geziyor. Anlamaya çalışıyorum, sukünet içinde bulma endişesindeyim. Fortmanto ve üzerinde asılı mont; lacivert, daha doğrusu siyah renk. Atkı ve hemen yanında askıdaki şemsiye. Sağ elim, sola doğru ilerliyor.
Duvar, çerçeve. Aynayı çerçeveleyen metal aksam.
Şimdilik göremiyorum, parmaklarımın gösterebildikleriyle yetinmekten başka şansım yok. Onlara güvenmeliyim ve onları, görebilmemi sağlayacak düğmeyi bulabilme hedefim adına önümdeki nesnelere dokunarak yaklaşabilmek için kullanmalıyım.
Bu da ayna.
Gözlerim aynaya dikili ve duvardan ötesine, daha uzağa odaklanmış. Karşımda hiç kimse yok. Gördüğüm ben değilim. Bakmaya değer hiç bir şey yok, hiç bir şey.. Çünkü aynanın yansıtması beklenen onun karşısındaki nesne, cüsse ya da kemiklere sarılı et yığını. İşte o benim. Buradayım ama içimdeki karamsarlıktan dolayı dünyada değilim.
Ayna, her şeyi yansıtabiliyor fakat böyle karanlık bir dünyada ne başka bir şeyi ne de beni asla. Onun yansıtabileceği sadece önünde duran maddelerle sınırlı ve bu görevini karşısındakilere bağımlı olarak gerçekleştirebilen bir cam parçası. Önü boşsa gösteremez, bir dış gücün onun karşısına yansıtacak eşya koymasına muhtaç.
Tıpkı benim gibi. Ben de varlığımı kendilerine hükmedemediğin başka olanlara, ötekilere borçluyum. Ben de çaresizim, tıpkı duvara asılı bir tablo gibi.
O mu ben gibi, ben mi onun gibi, yoksa ben ve ayna biz birbirimizi mi bu hale getiriyoruz?
Ayna! Ön tarafı parlak ama gören gözlerden sakladığı asıl kısmı, önü hariç sahip olduğu her yanı simli, simsiyah. Benim gibi. Benim gibi, yaşadığını sanan bir çokları gibi. Dışlarımızda önümüze geçen başkalarının sebep olduğu gülümseyen, neşe saçan ama içi kapkaranlık, bedbinlik helezonlarıyla gittikçe kötüleşen bir çokları gibi. Ben mi sen gibiyim, yoksa sen mi ben gibisin. Böyle karşılıklı bekleşmemiz, ikimizdeki ortak “dışı ışıltılı içi karanlık” yapımızdan mı?
Ayna! Niçin cevap vermiyorsun, yoksa sesleri yansıtmaz mısın? Tek yapabildiğin karşındaki görüntüleri aksettirmekten mi ibaret? O da sana yaklaşan, önünden geçen ya da yanından geçtiğinde veya geçirildiğinde eşyalara yapabileceğin aldığını verebilme becerisi. Hepsi bu. Tıpkı, benim gibi; ben de ayna, aynı senin gibi. Yapabildiklerini de ancak diğer olanlara borçlusun, borçluyum.
Gözlerim olanca gücüyle karşımdaki camdan dikdörtgende. Bir şey görmeden, kendimi bile algılayamadan. Hep aynı çemberin etrafında, çaresiz yine başladığım yerde. Bildiğim şey, karanlıktan kurtaracak olanın kendim olduğum, aydınlığı getirecek olanın irademle hükmedebileceğim ellerimin olabileceği. Aynanın ise ışığa sahip olduğu zaman bir anlam ifade edebileceği.
Niçin buna son vermiyorum, niçin ortalığı sarmasını beklediğim aydınlık için hamle yapmıyorum, niçin bunu başka bir elden bekliyorum kendimi bile göremediğim böylesi zifiri ortamda çaresizlik içinde didiniyorum ki…
Takatimin yettiği, yapabilme gücünü kendimde bulabildiğim, elimden gelenin en iyisi..
* Bir ışıltı…
Belki kavli dua, belki fiili; aslında ikisi de.
Yapabilirim.
Parmaklarım tam üzerinde, yapmam gereken tek hamle; önce gerçekten istemek ve arzumu aksiyona dökerek avucumun üzerinde olduğu elektrik düğmesini çevirivermek.
** Bir dokunuş…
“Allah’ım inşirah ver”
***
Zor görünen, ne kadar da kolaymış.
Baktığım noktada, tam karşımda, aynaya olan uzaklığım kadar sihirli cama aynı mesafede bir ben daha.
Bunu önceden yapmalıydım. Belki duam ile “isteme”yi kazandım, sonra istediğimi elde ettim ve kazandığımla düğmeye dokundum.
*** Bir aydınlık…
Ortalık apaydınlık. Ayna aldıklarını yansıtıyor, karanlığını da ışık elde etmeye harcıyarak hayra kalbediyor.
Karşımda kendim varım, ışıldayan realite var. Metal çerçeve önünde yalnızca bir et yığını olmayan, içinde güzellik nurunu yansıtma istidadına muktedir binlerce aynaya sahip sınırsız bir alem var.
***
*Bir ışıltı… (niyet)
**Bir dokunuş… (dua)
***Bir aydınlık… (tevekkül)